by melih
10. Ocak 2010 09:58

10 Ocak 2010 | 11 Ocak 2010 | 12 Ocak 2010| 13 Ocak 2010 | 14 Ocak 2010 | 15 Ocak 2010
Kenya gezisinin fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz
10 Ocak 2010 Pazar
Yola çıkarken...
Kenya'ya geçen gidişim üzerine 6 ay geçmiş. Ama gariptir, hafızamdaki görüntüler o kadar berrak ki, sanki geçen hafta gitmiş gibiyim. Geçen gidişimizde daha "turist" havasında gitmiştim, çünkü yanımızda Ecologic Travel'in kurucusu Burak Doğansoysal vardı ve Kenyayı çok iyi tanıyordu. Bu sefer tur lideri olarak gitmem beni biraz heyecanlandırsa da, çok iyi bir gezi olacağını tahmin ediyorum.
Bu sefer bavullarımı hazırlarken geçen seferki gibi orada işe yarayıp yaramadığını bilmediğim ıvır zıvırı almadım. İki orta ağırlıkta bavul, bir tanesi orada günlük hayatı sürdürmek için eşyaların dolu olduğu, diğeri de fotoğraf makinası ve diğer ekipmanların olduğu iki çanta. Fotoğraf çantasını yerleştirirken dikkat ettiğim bir nokta, en az bir makinanın adaptörünü yanıma kabin çantasına alıyorum ki olur da bagaja verdiğim bavul kaybı olursa, hiç olmazsa bir makinayı orada kullanabileyim..
Tur programı
Bu tur geçen turdan biraz daha kısa, tesislerde birer gün daha az geçireceğiz, bu yuzden de iyi planlama yapmak önemli. Turun ana hatlarıyla planı şu şekilde:
(Tura katılacak fotoğrafçılara gönderdiğim mesajdan alıntıdır)
Pazar gunu 18:35'te ucaga bilnecegiz, ve buyuk ihtimalle gece 2:30 ta rehberlerimiz bizi alanin kapisinda karsilamis olacaklar. Burada butun gezi boyunca icinde otellerden bile daha uzun zaman gecirecegimiz araclarimizla tanisiyoruz. Donuste tekrar bu alana gelene kadar bu araclar bize tahsis edilmis durumdalar. Alandan Nairobinin merkezine gidecegiz. Yol boyunca devasa billboardlarda ingilizce reklamlar goruyoruz. Her zaman karsilastigimiz bir sehir merkezinden farkli degil cevre. Merkezdeki otelimize variyoruz.. Daha once ekvatorun guneyine gecmemis olanlar varsa gittigimiz yer ekvatorun sadece bir derece guneyinde.. Eger inanmazsaniz, odalarimiza ciktigimiz zaman lavabonun suyunun saat yonunde bosaldigini kontrol edebilirsiniz :) (aslinda bu bir sehir efsanesi tabii, bu kadar kucuk bir kapta akan suyun yonunun dunyanin hangi tarafinda oldugumuzla ilgisi yok - kasirgalarin yonunden bahsetseydik, o zaman dogru olurdu:)) Burada kisa bir konaklama yapiyoruz ve yolun yorgunlugunu biraz atiyoruz. Sabah kahvaltinin ilk ciktigi saatte kahvalti salonunda oluyoruz, kahvaltimizi ediyoruz, ve Naivasha'ya dogru yola cikiyoruz. Bir saat içinde Naivasha'ya variyoruz, ve bir sure Country Club'in bahcesinde dolasiyoruz, sonra teknemize binip gole aciliyoruz, bu golde su aygirlari, balik kartallari ve muhtelif kus turleri yasiyor. Yalicapkinin iki turunu burda rahatca gormek mumkun ki bir tanesi ulkemizde yasamiyor (alaca yalicapkini ve 'dev' yalicapkini),
Yaban hayatla olan bu ilk temasimizdan sonra araclarimiza binip iki bucuk saat uzakliktaki Nakuru golune gidiyoruz. Nakuru, Istanbul'da yasayan arkadaslar icin 'Buyukcekmece Golu', İzmirde yasayan arkadaslar icin "Gediz Deltasi", Ankara'dan gelecek arkadaslar icin de "Mogan Golu" benzeri bir yer. Sehrin neredeyse icinde bir alan. Nakuru milli parkina girdikten sonra, otele gitmeden "Babun tepesi"ne gidip, gezecegimiz golun nasil bir yer olduguna tepeden bakiyoruz. Sonra otele yerlesip ogle yemegimizi yiyoruz. ve esyalarimizi koyup aksama kadar golu dolasiyoruz. Aksam yemegi icin otele donuyoruz, fotograflarimiza bakip uzerinde konusuyoruz. Fotograf cekerken cozemedigimiz sorunlari belirleyip ertesi gunu nasil giderecegimize bakiyoruz. Sonra odalarimiza gidiyoruz. Gorduklerimizin heyecanindan gozumuze uyku girmeden sabah oluyor. Sabah gunes dogmadan hemen once kalkiyoruz. Bavullarimizi hazirliyoruz. Sonra yemek kutularimizi alip gezmeye cikiyoruz. Ogleye kadar dolasiyoruz. Ve Masai Mara ya dogru yola cikiyoruz. Bu yol 5 saat gibi bir sure aliyor, ve Masai Mara'ya aksam gunes batarken variyoruz. Eger zamanında varirsak, meshur "akasya agaci, batan gunes ve safari arabasi" fotografini cekebiliriz belki. Daha sonraki gunlerimiz Masai Mara'da geciyor. Burada uc gece kaliyoruz. Her gun farkli bir heyecanla yola cikiyoruz, ve son gunun ogle vakti, Nairobi'ye dogru yola cikiyoruz. Nairobi'de "Carnivore" adindaki meshur bir et lokantasinda siz 'dur' diyene kadar et getiren garsonlara karsi bir irade sinavi veriyoruz. Surekli bir takim musterilerin basina gidip "jambo" sarkisini soyleyen restoran calisanlarini seyrediyoruz ve masadan birinin dogum gunu oldugu icin bu merasimi yaptiklarini farkediyoruz. Sonra aramizdan birinin dogum gunu oldugunu soyluyoruz, gelip bize de sarki soyluyorlar. Karnımız tok bir sekilde vakit kalirsa bir cafe'ye, kalmazsa alana gidiyoruz, rehberlerimizle vedalasiyoruz ve ucagimiza binmek uzere islemlerimizi yapip sabah 9:00 gibi memlekete geliyoruz.
Şu anda alanda uçağa binmeyi bekliyorum. Ankara - İstanbul uçuşundan sonra da 6:35 te İstanbul - Nairobi uçuşu yapıp sabaha karşı Kenya'ya ulaşmış olacağız.
11 OCAK 2010 Pazartesi Yaban Hayatla ilk temas
Kenya uçağının üç saatlik rötarı nedeniyle 2:30 da varacağımız Nairobi'ye saat 5:20 de ancak vardık. Otelimize gidip biraz dinlendikten sonra kahvaltımızı edip Naivasha'ya doğru yola çıktık. Naivasha Nairobiye yakın, yaklaşık bir saat uzaklıkta. Bu nedenle sayfiye yeri olarak kullanılıyormuş zaten. Country Club bu bölgedeki sayfiye yerlerinden biri. Muhteşem bahçesi ilk girdiğimiz anda herkesi büyüledi. Balık kartallarını çekmek için çıkacağımız tekne turu, üzerimizden geçen balık kartalları, yanımızda avlanan yalıçapkınları nedeniyle biraz gecikmek durumunda kaldı. Tekne turunu tamamladıktan sonra, tekrar kendimizi muhteşem bahçede bulduk. Vildan Hanım ortalıkta uçuşan kelebekleri görünce kendini kaybetti. Uzaktan görenler oyuncakçı dükkanına gelmiş bir çocuk sanırdı.. Uzunca süre o kelebeklerin, ben de onun peşinde koştum :)... Sonunda oradan ayrılmaya razı oldu ama bahçeden kapıya gidene kadar "Aman tanrım dört beyaz bir sarıyı kovalıyor".. "Çiftleşirken havada uçuyorlar!" diye ana yoldan kopup tekrar bahçeye döndü. Sonunda herkes bir araya toplandı ve Nakuru Milli Parkına bir saatlik bir yolculuk sonucunda ulaştık. Gidip odalara yerleştik, öğle yemeği yedik ve ondan sonra araziye çıkabildik.
İlk gördüğümüz hayvan bir siyah gergedandı. Bu gergedan oldukça küçük ve utangaç bir gergedan türüymüş. Çalıların arasından pek çıkmayan bir hayvan olduğu için de görülmesi zormus. İlk gördüğümüz hayvanın böyle zor görülen bir hayvan olması bizi sevindirdi ve umutlandırdı. Daha sonra bölgenin yaygın sakinlerinden ceylanları, impalaları ve waterbuck denen daha iri impala türlerini izledik. Zebraların da boy göstermesiyle çekilen fotoğraf sayısı iyice arttı. Gün boyunca dolaşırken bol bol da beyaz gergedan gördük, hatta bir kaç metre gibi bir mesafe de yaklaşma olanağı bulduk. Aslında "o bize yaklaşma olanağı buldu" demek daha doğru olur. Bizim araçlardan biri yolda dururken hayvanlar arabaların tam önünden yolun karşısına geçmeye karar verdi. Bu arada bir babun sürüsü bize eğlenceli pozlar verdi..Yol boyunca buffalo ve zürafalarla karşılaştık. daha sonra göl kenarına gidip flamingoları izledik.
Rehberimiz Peter normal şartlarda biz bir yerde fotoğraf çekerken pek zorlamaz. Ne zaman "tamam gidelim" dersek o zaman hareket eder. Ama bu sefer "hadi kuşları başka zaman görürür, bugün kedilere bakalım" diye bizi arabaya geri çağırdı. O böyle bir şey söylediği zaman dinlemek gerekir :).. Nitekim gittiğimiz yerde, bir leopar çıktı karşımıza. Çok çalıların arasındaydı. Onun yerinden çıkmasını bekledik ancak güneş batmak üzereydi ve leopar da pek yerinden çıkmaya niyetli değildi doğrusu. Sonradan farkettik ki, kedi bir impala avlamış ve o çalıların arasına saklamış. Ancak beklemelerimiz sonuç vermedi, bu yüzden yoğun geçen bir ilk günün sonunda, giriş saatini geçirmemek için hızlı bir şekilde kalacağımız otele geri döndük.
Akşam yemeğinden sonra cafenin bahçesinde yaktıkları ateşin etrafında oturup çektiğimiz fotoğraflara baktık, sıkıntılar ve yanlışlar üzerinde birazcık konuştuk ama çok yoğun bir günün sonu olduğu için herkes çok yorgun olduğu için erkenden yattık.
12 Ocak 2010 Salı
"Lion in the tree, leopar on the ground"
SAbah 6:15'te araçlarımıza bindik ve turumuza başladık. Bugün öğle zamanında Masai Maraya doğru yola çıkacağımız için kahvaltı ve öğle yemeklerini kutu içinde yanımıza aldık. İlk durak, dün yemeğinin başında bıraktığımız leopardı. Yolda giderken gördüğümüz gergedan ailesi, yanında sığır balıkçılları sürüleriyle dolaşan buffalolar, nil kazları ve zürafalar günün güzel geçeceğinin işaretleriydi. Leoparın olduğu yere vardığımızda dün farketmediğimiz bir impala ölüsü daha gördük aynı yerde. Peter bize leoparın impalayı çalılıklara sürüklerken bıraktığı izleri gösterdi. Bir süre bekledik ama gelen giden olmadı. Biz de çıkarıp kahvaltımızı yapmaya başladık. Daha önce sorsalar "beş metre uzağında leopar tarafından avlanmış iki impala varken yemek yer misin diye cevap bie vermez, "öyle şey olur mu yahu" derdim. Ama işte bizim araçtaki herkes kutularını çıkardı afiyetle kahvaltısını etti. Diğer aracımız da bizi takip edip leoparın avlarının olduğu yere gelmişti. Birden ortaya bir çakal çıktı ve avlara doğru yaklaşmaya başladı. herhalde kokularını almış olmalıydı. Bir taraftan yaklaşıyor, biz fotoğraflarını çekiyoruz. Sonra dönüp gidiyor, bir yay çizip bu sefer öbür taraftan etrafı kolaçan ediyordu. Araçlar arka arkaya durduğu için ben diğer aracın şoförü Mike'a "E nerde, gösteremediniz leoparı" diye takıldım. O da "dur çağırayım" diyip "gel leopar" dedi.. Tam bu anda bizim arabada Güneş "leopar geldi burda!" diye hafif bir çığlık attı. Gerçekten de tesadüfün bu kadarı, biz Mike ile şakalaşırken leopar çıkp geldi. ya da orada yatıyordu ve biz görmüyorduk, çakaldan rahatsiz oldu da kalktı. Sonra gidip impalalardan birini yemeye başladı. Bizim kahvaltımız daha bitmemişti, böylece bugünkü kahvaltımızı 5 m ötemizdeki bir leoparla beraber yapmış olduk. Hayvanın yemek yerken çıkardığı sesleri duyacak kadar yakındaydık. Çok fazla fotoğraf çekecek bir açı olmadı ama, yine de orada iki saat geçirdik ve enteresan bir tecrübeydi. Daha önce yerde beslenen bir leopar görmemiştim. Peter eğer güvenli bir alan bulursa bu hayvanların yerde de beslendiğini söyledi.
Leopar yemeğini yedikten sonra istirahate çekildi, yattı, biraz yalandı, sonra da yatmaya devam etti. Biraz bekledik ama pek kalkmaya niyeti yoktu, bu yüzden sonra bakmak üzere oradan ayrıldık. Yolumuza devam ederken, küçük bir kuş fotoğrafı da çektik ve kus yalıçapkınına çok benziyordu. Ancak bulunduğumuz ortam ormanlık olduğu için hiç umulmadık bir yerdeydi kuş. Peter'a sorduğumda "benim de burda ikinci görüişüm" dedi. Yol üzerinde bizi çok yakında olan zürafalar bekliyordu. Yine otları koparıp çiğnemelerinin sesini duyabilirdiniz. Yol üzerindeki bütün hayvanlar bir tatil göünündelermiş gibi bir dinlenme halindelerdi. Babunlar açık araziye yayılmış piknik yapıyorlar, küçükler birbirini kovalıyor, zebralar yere uzanmış, gergedan ailesinden iki fert oturmuş keyif çatıyor. GÜneş kendini iyice göstermiş hafif hafif ısıtıyor.. Tam bu anda bir aslan grubu gördük. İki erişkin ve bir yavru bir ağacın gölgesinde bir şey yiyorlardı ama biraz uzaktaydı. Çok fazla fotoğraf çekmeden uzaktan seyrettik. Sonra farkettik ki, ağacın tepesinde bir aslan daha var. Butun kol ve bacaklarını daldan aşağı sarkıtmış, tam keyif modunda yatıyordu. Peter kendi kendine "Lion in the tree, leopar on the ground" (aslan ağaçta, leopar yerde) dedi. Gerçekten de çok garip bir duruma şahit olduk, çünkü aslanlar çok ender ağaca tırmanır, leoparlar da avlarını ağaca çıkarmalarıyla meşhur hayvanlarmış. Biz tam tersi durumu aynı gün içinde gördük.
Ortalıkta biraz daha dolanıp daha sonra kısa bir duraklama için yol üzerindeki otele uğradık. Diğer araçtaki Cevat Bey,Vildan Hanım ve Rüştü Bey bizden önce gelmişler, ve oteldeki kuş ve kelebekleri çekiyorlardı. İnsan dikkat etmiyor, etrafta gerçekten o kadar çok kelebek vardı ki. Daha sonraki yazışmalarımızda Burak da aynı şeyi söyledi, o da farketmemiş o kadar kelebek olduğunu. her zamanki gibi Vildan Hanım'ın koluna girip araca doğru getirdikten sonra Masai Maraya doğru yola çıktık. Akşama kadar yolda olacağız..
13 Ocak 2010
Masai Mara
Masai Mara'da kalacağımız otel daha önce kaldığımız otelden çok farklı bir yer. Odalarının etrafında duvarlar yok. Aslında birer çadır. Fakat oldukça lüks ve içinde banyo ve tuvaleti de olan çadırlar. Duvarlarının yerinde çadır bezi var. Bu yüzden gece yattığınızda, dışardaki bütün sesleri duyabiliyorsunuz. Bu yazıyı yazdığım şu anda dışarıda sırtlanların seslerini duyuyorum.
Sabah 6:00 da sabah kurabiye ve kahvemizi içeceğimiz yerde buluşup 6:15 te araçlarımıza geçtik. Ben tam "burası milli parkın içinde olduğu için, çıkar çıkmaz bir şeyler görebiliriz" diyordum ki, rehberimiz Peter "ilerde aslan var" dedi. Hava daha doğru dürüst aydınlanmamış durumdayken aslanı görmeye çalıştık ama önce pek başarılı olamadık. Sonra anladık ki bir aslan yok, üç erişkin erkek aslan, bir buffalo ölüsünün başındalar. herhalde geceden av yapmışlar ve birazını da yemişler. Aslanlar buffalonun başında dururken, uzaktan bir sırtlan sürüsü gelmeye başladı. Aslanlar sinirlendi, sırtlanlar onlara bağırdı, sonra marabu leylekleri ve bir kaç çakal da eklenince ziyaretçilere, aslanlar bırakıp geri çekildiler. Bizim bulunduğumuz yola doğru yürüyüp uzaktan izlemeyi tercih ettiler. Ama bazen dayanamayıp bufaloya doğru hızla koşarak etrafına toplanmış hayvanları kaçırıyorlardı. Bir süre orada kaldık ve bir yandan izleyip bir yandan çok az olan ışıkta fotoğraf çekmeye çalıştık. Ardından aslanlar ortamı terk etti, ve meydanı sırtlan, marabu leyleği, çakal, akbaba ve kartallara bıraktılar. Biz de bir süre daha izleyip yolumuza devam etmeye karar verdik.
SAbah oldukça serin oluyor. Hatta ben bir ara üzerime arabanın arkasına bıraktığım paltoyu bile giydim. Günün etkinliği Bush Breakfast denen, arazide yapılan kahvaltı. Adına bakınca herkesin tahmin ettiği şey, yere bir örtü serilecek, biz de oturup kutulardan çıkan yiyecekleri yiyeceğiz. Ancak kahvaltı alanına gidince bu beklenti yerini büyük bir hayrete bırakıyor, çünkü ortamda bir masa, iki garson, bir aşçı eşliğinde, açık büfe bir kahvaltı bekliyor bizi. Ortamda silahlı rangerlar da var, eğer bazı hayvanlar da kahvaltısını bizimle yapmak isterse diye.
Kahvaltıdan sonra yine dolaşmaya başlıyoruz, ama bu sefer Peter büyük bir hızla gidiyor. "Bir şey deneyeceğiz" diyor. artık biliyoruz ki bir yerde birileri önemli bir tür görmüş, onu görmeye gidiyoruz. Geldiğimiz yerde büyük bir ağaç duruyor, ağacın dalında da bir leopar yatıyor. Leopara çok yakınız ve çok da iyi bir açımız var. Bu yüzden rahat rahat çekiyoruz fotoğraflarını. Leopar da hiç keyfini bozmadan yatıyor ayaklarını dallardan slaanndırmıs. Aradan bir süre geçtikten sonra kalkmaya karar verdi, kalkıp ağaçtan indi. Sonra dönerek bizim durduğumuz yola yöneldi, arabaların arasından geçti ve bizim arabaya 3 m mesafeden karşıya geçti. Gözden kaybolurken doğrusu şikayet edecek bir durumumuz yoktu.
Bugün hedefimiz Mara Nehrine gitmek ve orada yürüyüş yapmak. Mara nehri her sene tekrarlanan meşhur büyük göç'te Gnuların geçtiği ve geçerken de timsah ve diğer yırtıcıların onları tuzağa düşürmeye çalıştığı nehir. Nehre ulaştığımızda bizi bir ranger karşılıyor. Elinde silahı önümüze düşüyor ve bize su kenarında yatan hipopotamları ve timsahları gösteriyor. Herhalde uzun zamandır suyun kenarında yatan su aygırı ailesi kadar sevimli bir şey görmemişimdir. Bu koca hayvanların sırtları gri ama yatarken ortaya çıkmış ki karınları pembe. Bir de ağızlarının kenarları yukarı kıvrık, bu yüzden her biri tebessüm ediyormuş gibi görünuyor. Mara nehrini fotoğraflayıp öğle yemeğimizi yiyeceğimiz yere geldik. Burası bir m aymun cenneti. Vervet maymunu denen, son derece sevimli görünümlü maymunlar siz öğle yemeğinizi yerken gelip yanınızda yemek atmanız için yalvarıyorlar.. Ancak atmazsanız da yemek kutusuna atlayıp hızla bazı yiyecekler çalmaktan da geri kalmıyorlar. Yemeğimizi maymunlarla birlikte yedikten sonra tekrar geri dönüyoruz.
Yolda fil, zürafa, bir sürü kuş ve daha önce görmediğimiz en küçük ceylan türü "dik dik"in de fotoğraflarını çeke çeke otelimize doğru ilerliyoruz. Gün batımı çekmek için Peter bizi her zamanki yere götürdü ama ufuk çizgisi bulutlu olduğu için anlaşıldı ki oradan düzgün bir gün batımı çekemeyeceğiz. Bu yüzden bir süre ileri geri doğru bir açı bulmak için gidip geldik. Sonunda güzel bir açı bulup istediğimiz fotoğrafları çekmeyi başardık ve hava kararırken otelimize döndük.
Günün acı gerçeğiyle otelde karşılaştık, Afrika güneşini hafife almışız ve hava tüm gün bulutlu olmasına rağmen hepimiz yanmışız. Ertesi günü güneş görünmese de şapkalarımızı kafamızda tutmaya ve yüksek faktörlü kremlerimizi iyice sürmeye karar veriyoruz.
Ekip son derece uyumlu çok keyifli bir gezi oluyor. Cevat Bey en tecrübeli olan fotoğrafçı ve kuşlarla daha çok ilgileniyor. Zaten fotoğrafçılığın en zor dallarından biri olan kuş fotoğrafçılığı yaptığı için konuya çok hakim. Vildan Hanım ve eşi Rüştü Bey bir kaç senedir fotoğraf çekiyorlar ve ilgi alanları kelebek ve makro fotoğraflar. Onlar için önemli olan flaş kullanımı konusunda biraz konuştuk, ama diğer konularda oldukça tecrübeli ve rahatlar. Şansliyiz ki yüzlerce tür kelebek ve kuş var burda. Bu yüzden de binlerce kare fotoğraf çekiliyor bir günde. Burcu zaten fotoğrafçılıkla aktif olarak ilgileniyor. Hemen hemen her konuda bilgisi var, sadece bir kaç detay ve yaban hayatı çekerken dikkat edilmesi gereken konular üzerinde konuşmamız yetti. Birbirinden güzel fotoğraflarla dönecek bu geziden. Güneş buraya gelirken fotoğraf çekmeye yeni başladığını söylemişti, ama çok hızlı bir şekilde fotoğrafın temellerini öğrenip çok güzel fotoğraflar çekti. Zaten fotoğrafa yeni başlayan birisi için burada öğrenmek büyük bir avantaj.
14 Ocak 2010
Masai Mara'nın Bereketi
Bugun sabah 6:00 da herkes yine kahve ve atıştırmalık keklerin yanında buluşup 6:15'te hareket ettik. Hava ağarana kadar etrafta artık aşina olduğumuz türlerle vakit geçirdik (hatta "bizim impalalarmış" dedim bir kere sanki fotoğrafını çekince arkadaş olmuşuz gibi). Sonra rehberlerimize çita görmek istediğimizi söyledik. Masai Mara'da tüm rehberlerin kullandığı bir telsiz ağı var, rehberlerden birisi bir türe rastgeldi mi, onu anons ediyor. Bütün araçlarda duyuluyor bu anons. o yüzden eğer önceden rehbere ne görmek istediğinizi söylerseniz o da görmek istediğiniz türün anonslarını dinliyor. Bu yüzden garanti olmasa da istediğiniz türü gün içinde görme şansınız yükseliyor.
Çita arayarak giderken, deve kuşlarına rastlıyoruz. Dişi ve erkekler ortalıkta dolanıyor, arasıra kanatlarını kabartıyorlar. Biraz ilerde yerde iki kartal görüyoruz. Bir impala ölüsünün başındalar. Ortalıkta da dört tane çakal leşe yaklaşmaya çalışıyorlar ama aralarında da kavga ediyorlar bir yandan. Biz tam kartallara yaklaşıp fotoğraflarını çekmeye başlarken çakallar geliyor ve kartalları kaçırıp impalayı kapıyorlar. İki çakal impalayı çekiştiriyor. Sonunda biri kurtarıp tam bizim önümüzde afiyetle yemeye başlıyor. Hayvanların bizi yine umursadığı yok. Artık kaç poz çektiğimizi unutana kadar çekiyoruz çakalların hem birbiriyle hem de impalayla olan maceralarını.
Oradan uzaklaşıp çita aramaya devam ediyoruz. Bir yere geliyoruz. "Çita bu çalılıkların içinde" diyor Peter. Beklemeye başlıyoruz, ama gelen giden yok. Bir süre bekledikten ve bu arada kahvaltımızı da ettikten sonra Masai Köyüne gitmeye karar veriyoruz. Masai Köyü Masai Mara yaban hayat rezervinin dışında, masai yerlilerinin yaşadığı bir çok yerleşim yerinden biri. Köye gelince bizi şefin oğlu karşılıyor. Etrafı tanıtıyor. Kenya'da resmi dillerden biri ingilizce olduğu için okula giden herkes ingilizce konuşuyor. bu yüzden şefin oğluyla anlaşma konusunda bir sorun yaşamıyoruz. Köye girince kadınlar bize evlilik merasimlerinde oynadıkları oyunları oynuyorlar. Aralarına bizim ekipteki hanımları da alıyorlar. Hep beraber oynuyorlar. Sonra sıra erkeklere geliyor. Törenlerini yaptıktan sonra sıra zıplamaya geliyor. Aralarında yarışmak için zıpladıklarını anlatıyor şefin oğlu. Bizi de alıyorlar, biz de zıplıyoruz ama dereceye giremiyoruz. Sonra geleneksel yöntemlerle ateş yakıyorlar, evlerini gezdiriyorlar ve en son hazırladıkları takıları satmaya çalışıyorlar. Oldukça fazla alışveriş yapıyoruz. Maskeler, takılar ve el işleri alıyoruz. Sonra biraz ilerdeki ilkokula gidiyoruz. Okulda 500 masai çocuk okuyormuş. Sınıflarına gidiyoruz. Büyük sınıflar bizi gördüklerine pek memnun olmamış görünuyorlar. Belki bizim yüzümüzden değil de tahtada uzun uzun yazan "Solunum sistemi Nedir" yazısından da olabilir tabii bu memnuniyetsizlik. Pek fotoğraf çekmiyoruz, öğretmenleri okuldan bahsediyor. Yaklaşık 40 çocuğa bir öğretmen düşüyormuş ki pek de fena bulmuyoruz. Küçük sınıflar bize ingilizce alfabeyi ve sayıları sayıyorlar. Daha sonra köyden ayrılıyoruz.
Tekrar çita aramaya geri dönüyoruz ki, Peter hemen "işte çitalar" diyor. Bakıyoruz gerçekten biri erişkin diğeri henüz genç bir çift çitayla karşılaşıyoruz. Uzaktaki impalaları gözetliyorlar. "Av yapacaklar" uyarısıyla dikkat kesiliyoruz. Erişkin olan çok da hızlanmadan impalaların üzerine doğru koşuyor ama hayvanlar hemen dağılıyorlar. Bunun üzerine ortalıkta yatıp dinlenmeye başlıyorlar. Bir süre yattıktan sonra uzaktan gelen iki ceylana dönüyor ilgileri. Ortamdaki çalıların arkasına o kadar ustalıkla saklanıyorlar ki, biraz önce görmemiş olsak orada çita bulunduğunu anlamak imkansız. Uzunca bir süre bekliyoruz. erişkin yavaş yavaş ceylanlara yaklaşıyor. Biz de seyrediyoruz. Bu arada biz beklerken etrafımız zürafa doluyor.20 kadar zürafa arasıra besleniyor, bazen biblo gibi duruyor, bazen de koşuyorlar. BU arada ceylanlar da yaklaşan çitayı farkedip koşar adım uzaklaşıyorlar ortamdan. Sonra da dönüp bir süre bağırıyorlar çitalara. Çitalar da iyice ısınan havadan kaçmak için bir ağaç gölgesinde yatıyorlar. Biz de arabaları yanlarına çekip fotoğraf çekiyoruz. Sonra karnımızın acıktığını farkedip öğlen yemeğimizi çıkarıp çitaların yanında yiyoruz. o sırada çitaların fotoğrafını çekmeye gelen bir araba bizi görünce şaşırmış olmalı çünkü 5m yanımızda iki çita duruyor, bizden kimse fotoğraf çekmediği gibi bazılarımızın arkası dönük yemek yiyoruz.
Çitaları yatar vaziyette bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Bir açıklıkta sekreter kuşu görüyoruz. Upuzun bacakları olan komik bir kuş bu. Bir süre onu izleyip yolumuza devam ediyoruz ve bir ağacın altında üç aslanla karşılaşıyoruz. İkisi miskin miskin uyuyor, diğeri de sakin sakin bir et parçasını kemikleri çatır çutur kıra kıra yiyor. Bize aldırış etmiyorlar, biraz fotoğraf çekip yolumuza devam ediyoruz. Artık dönüş yoluna çıkmışken Peter 100m uzaktaki bir ağacı gösteriyor, "Leopar" diyor. Ağaçta nokta gibi görünen şey meğer leoparmış. Hemen yanına gidiyoruz. Hayvan umursamaz bir şekilde ağaçta oturuyor. Sonra kalkıp yukarı dallara tırmanıyor ve yatıyor. Güzel ışıkta, sakin sakin acele etmeden, ayarlarımızı kontrol ederek fotoğraflarımızı çekiyoruz. Diğer arabalar gelirken biz oradan ayrılıyoruz.
Güneş batışı çekmek için dün bulduğumuz yere giderken, Bir akasya ağacının altında dinlenen bir erkek aslan görüyoruz. Batan güneşe karşı oturuyor. Cevat Bey "şimdi onu esneteceğim" diyor. Esnemeye başlıyor. Bir süre sonra hakkaten de aslan ağzı ayrılırcasına esniyor. Esnemek gerçekten bulaşıcıymış.
Güneş batışı için tepeye çıkıyoruz, fotoğraflarımızı çekip otele dönüyoruz. Yarın son günümüz, sabahtan öğleye kadar gezeceğiz ve saat birde Nairobiye doğru yola çıkacağız.
15 Ocak 2010
Son gün sürprizi
Bugün sabah 7:30 da çıkacağız, önce otelde kahvaltımızı ediyoruz. Cevat Bey, Vildan Hanım ve Rüştü Bey otelde kalıp kuş ve kelebekleri çekmek istiyorlar. Biz de Burcu ve Güneş'le beraber araziye çıkıyoruz.
Yolda giderken birden karşımıza 15 bireylik bir fil sürüsü çıkıyor.Üç küçük yavru ve erişkinler besleniyorlar. İki fil karşılıklı geçmiş hortumlarını birbirine dolamış duruyorlar. Peter onların bunu selamlaşmak için yaptıklarını söylüyor. Sonra güneş tutulmması olduğunu farkediyoruz. Ancak ne yazık ki kısmı tutulma var. Ay güneşin önünü kapatıyor ama bizim bulunduğumuz yerden tam kapatamıyor. Dibimizde duran filleri bırakıp güneş fotoğrafları çekmeye başlıyoruz.
Yola devam ederken Masai Mara'da en kolay gördüğümüz kuş "leylak göğüslü gökkuzgun" çıkıyor karşımıza. O da kaçmıyor diğer hayvanlar gibi. Yemyeşil fon eşliğinde onun da fotoğraflarını çekip devam ediyoruz. Çalılık bir alana gidiyoruz. Peter burada aslanlar olduğunu söyluyor, gerçekten de bir çalının dibinde üç aslan yatıyor. Burda olduğumuz süre içinde aslanları gayet aktif gördüğümüz için pek de fazla ilgimizi çekmiyorlar. Yola devam ediyoruz, yeni uyuklayan aslanlar görüyoruz. Onlarla da fazla oyalanmıyoruz. Bir süre daha gezip bir kaç yüz bireylik bir buffalo sürüsüne rastlıyoruz. Onları da izleyip fotoğraflarını çektikten sonra Peter artık bir yer bulup öğle yemeği yememiz gerektiğini ve sonra yola çıkacağımızı söyluyor. Biraz hüzünlü bir şekilde kendimize bir ağaç gölgesi ararken Peter "Gergedan" diye bize işaret ediyor. Üç tane gergedan biraz ilerde besleniyor. Tabii hemen makinalar çıkıyor ve o tarafa doğru gidiyoruz. Bir süre sonra bize ekibin kalanı da katılıyor. Gergedanları çekiyoruz, bir dişi bir erkek ve bir yavrudan oluşan bir aile. 1500km karelik Masai Mara'da bu hayvanlardan 22 tane olduğu düşünülürse hiç fena sayılmaz şansımız. Kocaman bir sosis ağaçının altında neşeli bir şekilde öğle yemeğimizi yiyip birbirimize çektiğimiz fotoğrafları gösteriyoruz. Yemek bittikten sonra Nairobi'ye doğru yola çıkıyoruz. Milli park sınırları içindeyken birden bir çalının arkasından bir gergedan daha çıkıyor. Yola o kadar yakın ki, fotoğraf çekerken Peter motoru durdurmuyor, "bu hayvanlar tehlikeli olabilir arabalara" diyor. Benim makinamda tele objektif takılı olduğu için çekemiyorum hayvanı, kompakt makinamla çekiyorum. Sonra neyse ki biraz uzaklaşıyor da Peter motoru durduruyor, ben de tele objektifle çekebiliyorum :)
Sonra park sınırlarından çıkıyoruz unutulmaz bir Masai Mara gezisini arkamızda bırakıyoruz.
Görülen türler düşünüldüğünde çok başarılı bir gezi oldu. Düşünün ki en zor görülen leoparı ve gergedanı sadece birer gün görmeden geçirdik. Onun dışında her gün mutlaka birinden birini gördük. Aslanları av başında görüntüledik, neredeyse bütün hayvanları aksiyonla beraber görüntüledik.
Bir dahaki gezi Ağustos ayında, bu sefer tamamı Masai Mara'da, milyonlarca hayvanın göç ettiği zamanda olacak.
a7c28b91-8f12-4f45-86c1-129f30a2ffff|4|4.5
by melih
21. Ekim 2009 02:37
 kaynak: Canon resmi web sitesi
Canon 50. yılında, uzun süredir beklenen makinasını duyurdu. (Tüm teknik özellikler için buraya tıklayabilirsiniz) Canon'un 1D Mark III serisindeki sıkıntılardan ağzı yanmış olmalı ki, yeni makinasında iki konu dikkat çekiyor. Birincisi, makinada kullanılan bir çok teknoloji, daha önceki makinalarda denenmiş teknolojiler arasında . DIGIC 4 işlemci, HD film kaydı, 3 inch LCD ekran daha önceki makinalarda gördüğümüz özellikler. 1D Mark IV önceki modeller gibi çift işlemciye sahip ve bu işlemciler sayesinde Mark III'ün 10 fps hızı bu modelde de korunuyor ama çözünürlük 1.6 kat artarak. Yeni makina 16 milyon piksel çözünürlüğünde fotoğraf üretiyor.
1D Serisindeki en büyük farklılık, full HD film kaydedebilmesi. 1080p çözünürlüğünde saniyede 24, 25 ve 30 kare kaydedebilirken, 720p çözünürlüğünde 60 kareye kadar çıkabiliyor. Bunun anlamı şu, iki kat ağır çekimde hareketli görüntü çekebiliyor.
1D serisinde dikkat çeken ikinci nokta ise, Mark III lerde çok eleştirilen otomatik netleme/takip mekanizmasının yeniden tasarlanmış olması. Bu, yapılması mecburi bir değişiklikti aslında, çünkü değişmeden kalması durumunda Mark IV de aynı soru işaretleriyle beraber gelecekti. Netleme noktası sayısı 45 ve bunların 39 tanesi "cross type" denen hem yatay hem dikey hassasiyete sahip netleme noktası. Ancak bu hassasiyetten faydalanabilmek için objektifin f/2.8 ya da daha hızlı olması gerekiyor. Makinanın özellikleri arasında "Bazı f4 lensler" için 39 noktanın hala cross type olacağı söyleniyor. Buna f/2.8 + 1.4x TC takılı objektifler de dahil diye bir not düşülmüş. Buradan şunu çıkarmak çok da anlamsız olmayacak sanırım: Canon'un f/4 diyaframa sahip süper tele objektifleri bu cross type sensörlerden faydalanabilecek.. [Güncelleme: Canon web sitesinde hangi objektiflerin cross type sensorlerden faydalanacağını duyurdu:
- EF 17-40mm f/4L USM
- EF 24-105mm f/4L IS USM
- EF 70-200mm f/2.8L IS USM + Extender EF1.4x II
- EF 200mm f/2L IS USM + Extender EF2x II
- EF 300mm f/2.8L IS USM + Extender EF1.4x II
- EF 400mm f/2.8L IS USM + Extender EF1.4x II
]
Eğer objektifiniz minimum f/5.6 açılabiliyorsa, o zaman tüm netleme noktaları yatay hassasiyet taşıyor. 1D serisinde her zaman gördüğümüz gibi, f/8 otomatik netleme için limit değeri. Eğer objektifinizin maksimum diyafram açıklığı f/8 den daha küçükse (f11 gibi) makina otomatik netleme yapmıyor. Ancak 70-200mm f/4 objektifiniz varsa, buna 2x TC takarak hala orta noktadan otomatik netleme yapabilirsiniz (diyafram f/8 olacağı için... Ancak 2x TC nin yanına 1.4 daha takarsanız makina otomatik netlemeyi durduruyor) Canon EOS 7D de gördüğümüz "yatay ve dikey kadrajda otomatik değişen netlik noktaları" özelliği bu makinada da var.
Uzun süredir dedikodusu yapılan "full frame" D serisi bu duyuruda da gerçekleşmedi. bu nedenle bir süre sonra saniyede 5 kare çeken ve 30mp lik 204800 ISOya çıkabilen 1Ds Mark IV beklemek çok da yanlış olmayacak. 1D Mark IV, önceki modellerde olduğu gibi 1.3 odak çarpanına sahip APS-H CMOS sensöre sahip. Bu nedenle sadece EF bayonetli objekifleri kullanabiliyor, EF-S bayonetler takılamıyor. Ancak üçüncü parti firmaların 1.5x ve 1.6x odak çarpanına sahip sensörler için yaptığını iddia ettiği bazı objektifler kullanılabilir durumda oluyor (mesela Sigma 30mm f/1.4 - 1D Mark IIN modelinde denenmiş ve kenarlarda beklenen vignetting oluşmadığı görülmüştür).
Canon bu modelinde ISO değerlerini bir adım daha ileriye götürerek 100-12800 değerlerine taşıyor. Eğer custom function'lardan gerekli ayar yapılırsa bu durumda 50-102400 ISO değerleri görülebiliyor. Ancak 102400 değeri o kadar sıradışı bir değer ki, EXIF standartlarında bu değer olmadığı için bu ISO değerinde çekilen fotoğraflarda EXIF bilgilerinde görülemiyor.
Kimler için:
- Tabii ki öncelikle aksiyon fotoğrafçıları için. Bu kategori yaban hayat fotoğrafçıları ve spor fotoğrafçılarını kapsıyor. Ve bu fotoğrafçıları cezbedecek her türlü özelliğe sahip görünüyor: Yüksek hız, takip yeteneği, yüksek çözünürlük.
- Kuş fotoğrafçılarına ayrı bir madde açmak lazım. Bu fotoğraf makinasıyla kuş fotoğrafçıları minik kuşları bile uçarken netlemekte zorluk çekmeyecekler, tek koşul kuşu kadrajdan kaçırmamaları :)
- Canon'un en yüksek hassasiyetli makinası olması açısından, sahne fotoğrafçılarının da düşünebileceği bir makina. Özellikle f/2.8 diyaframa sahip objektiflerde 39 cross type netleme noktası, makinanın çok düşük ışık koşullarında netlemede zorlanmayacağı anlamına geliyor. Henüz yüksek ISO değerlerinde görüntü kalitesi bilinmiyor. Canon'un full frame modellerinden daha küçük piksel boyutlarına sahip sensör tahminen teknolojik gelişmeler göz önüne alındığında 5D Mark II kadar iyi performans gösterebilir. Bu da 6400 ISO'da oldukca kullanılır fotoğraflar üretecek demek oluyor.
7D mi yoksa 1D Mark IV mü?
Bu soru fotoğraf makinası alacakların kafasını uzun süre meşgul edecek bir soru olacak. Bundan önceki modellerinde Canon 1D serisiyle diğer modellerin özelliklerini çok farklı tutardı. Örnek vermek gerekirse, Canon'un performanslı ciddi amatör makinası 50D de 11 netleme noktası varken, bir üst sınıfı Canon 1D serisi 45 noktaya sahip olurdu. 7D ile bu durum değişti. Bunu da başarılı D300 serisiyle Nikon'a borçlu olduğumuzu söylemek çok yanlış olmaz.
Gerçekten de 7D aslında 1,5D şeklinde adlandırılsa da olurmuş. Yaklaşık 2000 dolarlık fiyatı, çözünürlüğü ve sürati bu makinayı birden cazip bir duruma getirdi. 1D serisiyle 7D arasındaki en önemli fark, ergonomisinde. 1D serisi "dayanıklılık" üzerine tasarlanmış bir makina. Bu yüzden hava koşulları için tam anlamıyla korunmuş bir makina. Sağanak yağmur altında (aynı korumaya sahip objektiflerle ve hatta 580EX II flaş üzerindeyken) kullanabilirsiniz. Doğada çekim yaparken üzerinize gelen bir gergedanı (!) devirecek kadar güçlü bir makinadır. Başka bir özelliği de çok fazla "kişiselleştirilebilir" ayarı olmasıdır. Bu yüzden iki farklı 1D makinası farklı kullanıcılarda başka makinalar haline gelir. Karşılaştırmada göz önüne alınacak diğer bir özelliği de daha fazla netleme noktası olması ve daha hızlı netlemesi tabii ki...
7D aksiyon fotoğrafçılarının neredeyse tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir makina. Şunu unutmamak lazım, 7D 2004'te duyurulmuş olan 1D Mark II ile başabaş özelliklere sahip bir makina. Yukarıda bahsettiğim ergonomi ve çevre koşullarından izolasyonu saymazsak, bugun 7D ile 1D mark II yi yanyana koysak, herkes sanırım 7D yi tercih ederdi.
Buradan şu dersi çıkartmak çok da abartı olmaz. Bir gövde ne kadar iyi olursa olsun, günümüzün gelişen teknolojisinde bir gün geliyor, yeni ve ucuz makinalarla başedemiyor. Bu yüzden gerçekten o an için ihtiyaç duymuyorsanız, pahalı gövdenin bir süre sonra değerini kaybedeceğini bilerek almak gerekiyor. Ancak iyi objektif her zaman iyi objektiftir. İyi baktığınız sürece 30 yıl sonra da iyi fotoğraflar yaratmaya devam eder.
Bunun için ihtiyaçlarınızı iyi belirleyip Canon 1D Mark IV yerine Canon 7D + iyi bir objektif alma seçeneğini de değerlendirmelisiniz.
Kuş fotoğrafçıları için 1D Mark IV - 7D seçimi biraz daha 1D ye kayıyor, çünkü netleme hızı ve takip yeteneği kuş fotoğrafçıları için hayati önem taşıyan özellikler.
1027f245-8eac-4056-bd2f-9b878b523f07|7|4.3
by melih
1. Eylül 2009 08:39
 Fotoğraf: Canon resmi web sitesinden
Canon bugün yeni makinasını duyurdu. 1699 dolar gövde fiyatıyla duyurulan Canon EOS 7D isimli makinanın bir çok özelliği zaten daha önceden dışarı sızmıştı ama tabii bu kadar "dedikodu" kirliliği arasında hangisi gerçek hangisi uydurma anlamak mümkün olmadığı için gerçek özellikleri ancak makina duyurulduktan sonra görebildik . Makinanın özelliklerini ve ekranlarını Dpreview sitesinden görebilirsiniz. Ben en göze çarpan ve dikkat çeken özelliklerini yazacağım.
Canon EOS 7D bir çok özelliğiyle Canon'un 1D serisi makinalara benziyor. Bu özellikler arasında:
- Çift görüntü işlemcisi
- Yüksek hızlı çekim (saniyede 8 kare)
- 19 noktalı, tamamı "cross" tipinde netlik modülü
- Hava koşulları için izolasyon (şu andaki 1D modelleri kadar değil ama film dönemindeki 1N serisinin aynı)
- Büyük vizör (viewfinder) - kendi sınıfında ilk %100 görüş alanı ve 1x büyütme
Canon 1D serisinden en bariz farkı, sensör büyüklüğünün Canon'un giriş ve amatör serilerinin sensörüyle aynı olması (APS-C denilen, 1.6 odak çarpanına sahip). Bu nedenle de, EF bayonet objektiflerin yanı sıra, EF-S bayonete sahip objektifleri de kullanabiliyor.
Bazı açılardansa Canon'un "ilk"lerini oynuyor.
- Kablosuz flaş kontrolü
- 24 fps full HD (1920x1080) ve 60 fps HD (1280x720) film çekimi
- Makinanın tutuş şekline göre ayarlanan netlik noktaları
- Makinanın düz durup durmadığını gösteren elektronik "su terazisi"
- -5 ile +5 arasında ayarlanabilen poz telafisi (enteresan bir nokta: bu -5/+5 ayarını yukarıdaki LCD'de ve vizörde sadece +3/-3 arasını görebiliyorsunuz, ancak ekrandan -5/+5 arası görünebiliyor. Sanırım özellik değişmiş ama tasarımı değiştirmemişler, eski 1D serisinden ödünç almışlar)
Bunlar dışında bazı enteresan düğmelerin de eklendiğini ve bazı duğmelerin yerinin değiştiğini görüyoruz.
- "Q" düğmesi. Bu düğme tüm ayarları ekrana getiriyor ve oradan değiştirilebilmesini sağlıyor.
- "RAW/JPEG" düğmesi. Makina RAW çekerken bu düğmeye basarsanız, hem raw hem jpeg çekiyor. Eğer JPEG ayarındaysa o zaman da aynısını yapıyor. Bunun için bir düğme koymaya gerek var mıydı ya da düğme koyacak daha önemli özellikler yok muydu tartışılır ama işte RAW/JPEG düğmesi karşımızda.
- Video için özel kayıt başlat/durdur düğmesi
- Ekrandan canlı görüntü ile kadraj yaparken "film/fotoğraf" seçeneği düğmesi (eğer sıkça liveview özelliği kullanıyorsanız bunun ne kadar faydalı bir düğme olduğunu takdir edebilirsiniz
)
- Artık çekim modu ayar tekerinin altına geçen Aç/Kapa düğmesi
Dikkat çeken özellikler
Önceki modellerden farklı olarak, vizörün önünde şeffaf bir LCD var, buradan bir takım bilgileri ve netlik noktalarını görüntü üzerine bindirebiliyor. Örnek vermek gerekirse, altın oranı gösteren "grid" yapısını vizörde görüntüleyebiliyorsunuz.
Netlik noktalarının seçiminde büyük bir esneklik görüyoruz. Daha önceki modellerde de olan "her bir netlik noktasını tek tek seçebilme" ve "grup halinde seçebilme" yanında daha önce Canon makinalarda görmediğimiz bir özellik gelmiş, makinanın pozisyonuna göre netlik noktası seçimi. Diyelim ki bir etkinlikte fotoğraf çekiyorsunuz. Genellikle insan fotoğrafı ve portre çekiyorsunuz. Şu ayarı yapabiliyorsunuz: Makinayı normal tutarken (landscape) aktif netlik noktası üstte olsun (portre çekiyoruz ya, gözün net olmasını istiyoruz), dik kadraj yaparken de netlik noktaları yine üstte olsun (yani makinayı normal tutsaydık sağ tarafta). Böylece siz netlik noktalarıyla hiç oynamadan, kadrajı değiştirdikçe netlik noktaları da kendi kendilerine değişiyor. Bu arada netlik noktalarının tamamının "cross" denilen tipte olması, istediğiniz netlik noktasını gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz anlamına geliyor (Netlik noktalarıyla ilgili daha detaylı bilgi için: Netlik ve Net Alan Derinliği). Ancak herşeye rağmen bir çok insanın hasretle beklediği "göz kontrollü" yani baktığınız yerdeki netlik noktasını aktif hale getiren netleme özelliği 7D'de de çıkmadı.
Canon 7D modelinde yeni bir ışık ölçümü modulü kullandığını duyurdu. Bu modül kadrajın 63 farklı bölgesinden ölçüm yapıyor ve netlik noktası etrafındaki renk bilgisini de ışık ölçüm hesaplamasına katıyor. Bu durumun farklı ışık koşullarını taşıyan sahnelerde kolaylık sağlayacağını söylüyor. Tabii bu özellik "evaluative" ışık ölçüm yöntemini kullandığınızda geçerli.
Canon sonunda makina üzerinden kablosuz flaş kontrolünü sağlayacak özelliği 7D ye koydu. Bu sayede harici flaşınız destekliyorsa eğer, flaşı makina üzerine takmadan sanki makina üzerindeymiş gibi haberleşmesini sağlayabiliyorsunuz. Bu da eğer doğru kullanılırsa, fotoğraflarınızı bambaşka boyutlara götürüyor ve bir "mini stüdyo" ortamı oluşturmanızı sağlıyor (Bkz: Detaya Giriyoruz: Flaşlar). Bundan önceki makinalarda bu özelliğe sahip olmak için Canon'un ST-E2 isimli modülünü almanız gerekiyordu.
Saniyede 8 kare fotoğraf çekimi. Bu yönüyle 7D aksiyon fotoğrafçılarının da ilgi alanına girmiş oluyor. Daha önce 50D de gördüğümüz 6.5 kareyi daha da geliştirip 8 kare haline getirmiş Canon. Özellikle kuş fotoğrafçıları için "1D Mark IV" bekleyişi bitebilir.
Düşünceler
Canon enteresan bir ürün sınıflandırmasına gitti. 7D nin de çıkmasıyla, 1D serisinin daha düşük fiyatlı karşılıkları oluştu.
Canon EOS 1Ds Mark III = Canon EOS 5D Mark II
Canon EOS 1D Mark III = Canon EOS 7D
haline geldi. Nikon'da da benzer bir sınıflandırma oluşmuştu ama onda sırası biraz tersti. Zaten özellik olarak bakınca 7Dnin direk olarak D300 sınıfıyla rekabet ettiği görülüyor. Nikon'da önce D700 çıktı, arkasından pro model olan D3X çıktı. D3 ile D300 arasında da benzerlik sadece isimlerindeki D3 ler değildi. Canon bu ayrımı tam da 1D'lere olan güvenin hafiften sarsılmasına (netlik konusundaki sorunlar, ürünlerin geri çağırılması vb) denk getirdi.
7Dde bence kullanıcıların en fazla karşılaşacakları sorun, çok fazla düğme ve ayar olması olacak. Bir kere makinanın üzerindeki düğme sayısı artmış, bu da makinayı taşırken, bazı ayarların kullanıcı istemeden değişmesi ihtimalinin artması anlamına geliyor. Bu yüzden dikkat edilmesi gerekecek. Ayrıca bizim fotoğrafçılarımız "kullanım kılavuzu" okuma konusunda çok hevesli olmadıkları için kullanmadıkları bir çok özelliği olacak makinanın.
Yeni netlik noktası seçme özellikleri makinaya yeni bir boyut katmış, ama dikkatli kullanılmazlarsa yanlış yerlere netlemeye neden olabilir görünüyorlar. Çünkü ayarlardan birinde, tek bir netlik noktası değil de, vizörün bir bölgesi seçiliyor. Düşük alan derinlikli fotoğraflarda, örneğin portre çekimlerinde, hem burun, hem göz bu bölgede kalırsa, makinanın hangisini seçeceğine dikkat etmek gerekli, aksi takdirde çok nefis bir portre gözü yerine burnu net çıkabilir.
Canon 7D, Canon'un pro makinalarındaki netleme mekanizmasını kullandığı ilk "ciddi amatör sınıfı" fotoğraf makinası. Tabii bu konuda başta Nikon olmak üzere diğer fotoğraf üreticilerine teşekkür etmek lazım.
Işık ölçümü ayalarında "spot" sadece ortada, bu yönüyle 1D serisinden ayrılıyor. 1D serisinde spot ölçüm seçildiğinde kullanıcı "spot ölçüm netlik noktasına bağlı olsun" diyebiliyor, bu yüzden de hangi netlik noktası seçiliyse spot ölçüm oradan alınıyor.
Liveview yani kadrajı kompakt makina tarzı ekrandan yaparken, Canon "movie" diye bir ayar kullanıyordu bundan önceki modellerde (yani 5D Mark II ve 500D'de), bu movie ayarı otomatik ayarların hiç birinde sizin herhangi bir parametreye müdahale etmenize izin vermiyor, ISO yu da otomatik ayarlıyordu. Bu yüzden eğer arka arkaya bir fotoğraf bir fim çekiyorsanız, ikide bir menüden bu movie ayarını açıp kapatmanız gerekiyordu. Şimdi Canon bunu makina üzerinde bir düğmeyle halletmiş.
Kimler Almalı?
1699 dolar gövde fiyatıyla birden cazip bir seçecek haline gelen 7D, bundan önceki "1D almak istiyorum ama 50D ile idare edeyim şimdilik" tereddütlerini ortadan kaldırmaya aday. Çünkü 1D serisiyle XXD (50D, 40D, 30D) serisi arasında ciddi farklar vardı bundan önce. Aksiyon fotoğrafçılarını en çok ilgilendiren fark, netlemedeki performanstı. Şimdi eğer Canon 1D Mark IV'de bambaşka ve 7D'dekinden çok daha üstün bir netleme modülü çıkarmazsa, 1D almak isteyenlerin aynı paraya 7D + iyi bir objektif (mesela 70-200mm f/2.8 + 50mm f/1.4) almaması için bir neden göremiyorum. 1D almak isteyen birinin aradığı özellikler ne olabilir?:
- Hız
- Netlik performansı
- Görüntü kalitesi
- Hava ve ortam koşullarına dayanıklılık
Şu anda 7D bunların hepsini sağlayacak gibi görünüyor. Aklıma takılan bir kaç soru, "acaba servo netlemedeyken 1D ler kadar başarılı takip yapabilecek mi" ve "18mp 1.6x çarpanlı sensör istenen kaliteyi sağlayacak mı" oluyor, ancak netleme modülü aynı olacaksa büyük ihtimalle netleme performansı da aynı olacak. Görüntü kalitesini de bekleyip göreceğiz ancak aralarında "gece ile gündüz" gibi bir fark olmayacağını sanıyorum.. Evet üretim kalitesi olarak 1D'lerle boy ölçüşemez, ama makinanızı o kadar hoyrat kullanacağınızı düşünüyorsanız zaten diğer bütün özellikler geri planda kalıyor "Makinanın suyunu çıkaracağım" özelliği ön plana çıkıyor.
Düğün ve etkinlik fotoğrafları çekiyorsanız, bu gibi çekilecek alanın ne kadar olduğunu bilmediğiniz durumlarda, 7Dyi biraz düşünmek gerekebilir. 1.6x odak çarpanı, görüş alanınızı ciddi şekilde (en az yarı yarıya) azaltabilir. Ancak 7D nin EF-S objektif kullanma avantajını hesaba katarsanız, size istediğiniz açıyı sağlayacak hızlı ve hafif objektifler bulabilirsiniz. 5D Mark II ile arada kalınabilir ancak açıkçası burada bir liste yapmak lazım belki, avantajlar ve dezavantajlar diye.
- Netlik: Bariz ki, düşük ışıkta 19 cross tip sensörü sayesinde 7D daha avantajlı olacak. Bu durumlarda 5D Mark II de orta noktayı kullanmaya neredeyse mahkumsunuz çünkü diğer noktalar daha az hassas ve loş ışık netleme sıkıntısı yaratıyor.
- Görüntü kalitesi: Burada 5D nin üstünlüğü olacağını söyleyebiliriz. Çünkü 21mp çözünürlüğe sahip bir full frame sensöre karşılık, onun yarısı kadar 18mplik bir sensör söz konusu. Piksel büyüklükleri arasında bir hayli fark olacak ve bu da görüntü kalitesini etkileyecek (bkz: Sizinki kaç megapiksel). Ancak unutulmaması gereken konu, Canon bu sensörde bir takım değişiklikler yaptığını söylüyor. İki makina arasında bir yıl gibi bir süre var. Bu yüzden kağıt üzerinde görüntü kalitesi ibresi 5D Mark II yi gösterse de, aralarında dağlar kadar fark beklemek yanlış olur.
- Görüş açısı: Hiç tereddütsüz 5D Mark II bu konuda üstün. Üstelik aradaki fark neredeyse iki kat. Yani aynı objektif takılıyken 7D, 5D Mark IInin gördüğü alanın yarısını görüyor. Tabii madalyonun öbür yanı, 7D ye Canon 10-22mm yi takabiyorsunuz. Ama 5D Mark IIye takamıyorsunuz. Bu da belki görüş açısı sorununa bir çözüm olabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta, eğer paranız varsa, 16-35mm aralığında f2.8 objektif var, ama 10mm ile başlayan bu hızda bir objektif var mı ona bakmak. Eğer düğün ya da etkinlik fotoğrafçısıysanız, ışık koşulları her zaman beklediğiniz gibi olmayabilir.
- Net alan derinliği: Sensör büyüklükleri yüzünden, aynı kadrajı yaptığınız düşünüldüğünde 5D nin alan derinliği daha az olacak. Yani 7D ile çektiğiniz fotoğrafta daha fazla net yer olacak. Bu bir avantaj mı, dezavantaj mı duruma göre değişeceği için karar vermeye etki eder mi, etmez mi size kalmış.
- Hız: Etkinlik fotoğrafı çekerken ne kadar gerekli tartışılabilir tabii, ama 7D 5D Mark II yi ikiye katlamış hız konusunda (8 fps - 3.9 fps)
- Film çekimi: Burada 7D nin üstünlüğünü görüyoruz. Tüm filmcilerin hasretle beklediği 24 fps nihayet geldi.
- Fiyat: Burada da 7D nin avantajı var, duyurulan fiyatı 1699 dolar. 5d Mark II ise 2699 dolar. Arada kaliteli bir objektif fiyatı kadar fark var.
Teknik Özellikler
Eğer mutlaka liste halinde özelliklerini görmek istiyorsanız, buraya tıklayabilirsiniz
72151720-7b49-4f42-8d37-1af20c8dfdf7|13|4.9
by BoraUcak
24. Ağustos 2009 14:26
İlk yöntemi uygulamaya başladğınızda siz de fark edeceksiniz, ne kadar dikkatli olursanız olun, hep bir yerlerde gölgeler kalabiliyor. Her dodge manevranızdan sonra Equalize'ı seçmek ile uğraşmak yerine, daha kolay bir yöntemi tavsiye edeceğim.
1. yöntemde olduğu gibi, ctrl+L ile kurtarabildiğimiz kadar beyaz zemini kurtardıktan sonra, sağ alttaki layer panel'den "create new layer" ile boş bir layer oluşturacağız.

Devamı...
f72a760a-9e64-4795-87a1-79f364367e2b|5|3.4
Kategoriler: Photoshop Profesyonel teknikler
Etiketler: adjustment, adobe, akademi, background, beyaz, decupe, dijital, editing, egitim, eğitim, foto, fotoğraf, işleme, izolasyon, izole, kurs, level, photo, photoshop, ps, retouch, seminer, temizleme, white, zemin,
by BoraUcak
24. Ağustos 2009 13:23
Hani bazi şeyler vardir ya, kullandıktan sonra değeri anlaşılır ve hayatınızı kolaylaştırır, `bugüne kadar nasıl onsuz yaşamışım?` dersiniz, işte şimdi size böyle bir özellikten bahsedecegim.
Adobe firması, Photoshop CS4 için çok özel bir program çıkarttı. Adobe Configurator ismi verilen bu program sayesinde, Photoshop programı içerisinde kendi ihtiyaçlarınıza göre içeriğini düzenleyebileceğiniz `panel`ler yaratabiliyorsunuz.

Devamı...
3d277b39-7ad5-46db-9802-ba82c099ba8f|3|3.7
Kategoriler: Photoshop Profesyonel teknikler
Etiketler: adobe, configurator, photoshop, adjustment, akademi, dijital, editing, egitim, eğitim, foto, fotoğraf, işleme, photo, photoshop, program, retouch, ps
by BoraUcak
24. Ağustos 2009 08:58
Merhaba arkadaşlar, isterseniz stock fotoğraf çekin, isterseniz reklam & tanıtım fotoğrafları çekin, mutlaka bir yerde beyaz zeminde izole çekimler ile yolunuz kesişecektir. Farklı paraflash sayıları için tavsiye edeceğim ışık yerleştirmeleri ile ilgili bir yazıyı ileride bu sayfalarda bulabilirsiniz. Ama şimdilik hali hazırda çekilmiş olan beyaz zemin üzerindeki fotoğraflarınızın nasıl düzgün bir şekilde temizleneceğinden bahsetmek istiyorum.
Photoshop'un diğer tüm özelliklerinde olduğu gibi, bu iş içinde birden fazla yöntem var ve sizler ile bana göre en kolay ve efektif olduğunu düşündüğüm yolları paylaşacağım.
İmajımı açtıktan sonra ilk kontrol ettiğim şey, ctrl+L kombinasyonu ile açtığım Level ayarından seçtiğim beyaz renk "pick tool"u ile, fotoğrafımdan uygun bir referans noktası bulmaya çalışmak olur. Eğer şanslıysam -ki çoğu zaman değilim- bu sayede objemi veya modelimin ışık ayarını bozmadan beyaz zeminimdeki renk dalgalanmalarının çoğundan kurtulabilirim.

Devamı...
5295012c-f327-44d5-a715-a031c90ec9d2|7|3.4
Kategoriler: Photoshop Profesyonel teknikler
Etiketler: adjustment, akademi, dijital, editing, egitim, eğitim, foto, fotoğraf, işleme, kurs, level, öğrenim, photo, photoshop, ps, retouch, seminer, white, background, beyaz, zemin, temizleme, decupe, izolasyon, izole
by melih
15. Ağustos 2009 00:36
Fotoğraf makinalarımızda modeline göre bir çok çekim modu vardır:
- A (ya da Canon'da Av) : diyafram öncelikli çekim modu
- S (ya da Canon'da Tv) : enstantane öncelikli çekim modu
- P : Program modu

Diyafram ve enstantane öncelikli ayarın ne olduğu adından da bellidir, onların avantaj ve dezavantajlarını baska yazılarımızda tartışacağız, burada dikkati çekmek istediğim çekim modu P dir. "P", "Program"ın kısa halidir. Bu ayarda makina hem diyaframı, hem de enstantaneyi yani perde hızını kendisi seçer. Peki kullanıcının bunlara hiç mi müdahalesi olmaz?.. P modu her ne kadar "tam otomatik" kategorisinde görülse de aslında öyle değildir. Bir çok fotoğraf makinasında "Program shift" yani "program kaydırma" isminde bir ozellik vardır. Bu özellik, fotoğrafçıya farklı diyafram ve enstantane değerlerini seçmesine imkan sağlar.Devamı...
599e65ae-1238-413c-b9f1-738a0a8f10c7|9|4.8
by BoraUcak
13. Ağustos 2009 22:26
Photoshop'ta en az Level kadar kullanılan ve adı üzerinde olan bir seçenek. Aynı Level’da olduğu gibi ister Adjustment Layer’dan uygulayabilir, ister image – adjustment menusünden. Adjustment Layer olarak yapmanızı tavsiye ederim, böylece sonraki aşamalarınızda sağ alttaki "layer" panelinde, bu ayarın ikonu üzerine çift tıklayarak adjustment menüsünü tekrar açabilir ve ayarlarnızı tekrar gözden geçirebilirsiniz.

Devamı...
e3b86dcd-b361-4949-8182-9a5a15d773c1|3|3.7
Kategoriler: Photoshop - Giriş
Etiketler: adjustment, boyut, editing, egitim, dijital, eğitim, foto, fotoğraf, işleme, kurs, montaj, photo, photoshop, ps, retouch, seminer
by BoraUcak
13. Ağustos 2009 21:54
Bundan önce ki Photoshop'a giriş başlıklarında da gösterdiğim gibi, gerek adjustment layer olarak uygulanabilir, gerek image - adjustment menusünden.

Devamı...
1d1e5594-7301-4e47-b79b-7b4d3287c58b|4|4.0
Kategoriler: Photoshop - Giriş
Etiketler: adjustment, akademi, dijital, editing, egitim, foto, eğitim, fotoğraf, işleme, kurs, level, montaj, photo, photoshop, ps, retouch, seminer, sunum
by BoraUcak
13. Ağustos 2009 21:42
Photoshop'ta en çok kullanılan, benim de mutlaka her fotoğrafta en az bir kere etkilerini denediğim ve kontrol ettiğim bir özellik. İki çeşit kullanabilirsiniz, ctrl+L tuş kombinasyonu ile çıkanı ve “adjustment layer” olarak çıkanı. İkisi aynı gibi görünse de, iki temel farkları var. Bir tanesi diğer tüm “adjustment layer” larda olan farklar, ve bir diğeri de, pick tool’lar ile siyah, beyaz ve gri 18 renk tonlarını seçme özelliği.

Devamı...
8db46fa1-e7ad-443c-b0de-e53e8a4054b6|3|3.7
Kategoriler: Photoshop - Giriş
Etiketler: ps, photoshop, eğitim, egitim, kurs, seminer, dijital, akademi, öğrenim, montaj, kadraj, foto, fotoğraf, photo, editing, retouch, level, adjustment
|