Dijital Akademi Blog'dan:Blog Anasayfa | Blog Arşivi
BLOG MENÜ
Arama                 

Dijital Akademi III. Kenya Fotoğraf Atölyesi

by melih 15. Ağustos 2010 09:42

Hep aynı yere gitmekten ne anlıyorsun bilmem ki"

Bu lafın sahibini tahmin etmiş olabilirsiniz, Annem :).. Zaten oğlunun Afrika'ya gitmesi yeterince belirsiz bir durum onun için, üstüne üstlük bir sene içinde üç kere gidince, sormadan edemiyor.

Hep aynı yere farklı zamanlarda gitme alışkanlığını kazandığınız zaman şunu da farkediyorsunuz, her gittiğinizde size yeni bir yönünü gösteriyor. Söz konusu Masai Mara olunca hele, kırk kere de gitsek yine de farklı yönlerini bulacağımıza şüphe yok.

Bu gezinin daha da farklı bir boyutu var aslında, o da bu mevsimin milyonlarca antilopun göç zamanı olması. O yüzden bu sefer biraz büyük beklentilerle gidiyoruz galiba.

Bakalım gezi nasıl geçecek. Bu sayfadan Masai Mara'daki internet bağlantısı izin verdiği ölçüde güncelleme yapmaya çalışacağım.

Katılımcı gözünden Kenya Fotoğraf Atölyesi :)

Kenya güncesini bu sefer ben yazmadım, fotoğrafçılarımızdan Güneş Erdoğan yazdı. Güncedeki tüm fotoğraflar da kendisine aittir. İşte aşağıda:

 

Kenya Güncesi

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4223.jpg

Kenya’ya gideceğimi tam olarak hissetmem, Ecologic Travel  ve Melih Özbek’in hazırladığı bir kutunun kargo ile adresime gelmesiyle başlıyor. Bu kutudan bir adet sweat-shirt, herkesin kullandığı fotoğraf makinasının marka ve modeline göre hazırlanmış bir kitapçık, Kenya hakkında her türlü bilginin yer aldığı bir diğer kitapçık ve fasulye torbası (fotoğraf makinasına araçlarda bir tür sabitleyici ayak görevini yapıyor  ve anladım ki araçlarda bir fotoğrafçının olmazsa olmazı-seviyorum bu torbayı)  çıkıyor. Kutu da çok şirin. Doğaya dönüşümlü bir kutu, iple bağlanmış ve bağlama yeri de kırmızı mum ile mühürlenmiş. (kişiye özel bir sunum izlenimini veriyor, çok başarılı) Bu kutuyu alınca “ahandaaaaaaa hakikaten gidiyorum Kenya’ya “ diyor ve kendimi cimcikliyorum. Yaşadıklarımın rüya olmadığını kanıtlamak ister gibi…

1.       Gün: İstanbul  Havalimanı’nda grup arkadaşlarıyla bir araya geliş ve tanışma merasimi. Hemen ardından Kenya hakkında ilk görüşler ve beklentiler konuşuluyor. Grubumuzun lideri  ve rehberi olan Melih Özbek bizden şanslı ve bilgili e tabii ki bu üçüncü gidişi. Bunun için de bize bazı bilgileri vermeye devam ediyor. Bir bankanın lounge’unda yapılan bu geyikler ve son yemek faslından sonra uçağa binmek üzere harekete geçiyoruz. Herkes son kez internetten mesaj atıyor veya sevdikleriyle telefonla konuşuyor.

 

Uçakla 6  saat yolculuk yapacağım için sıkıntılıyım biraz açıkcası. Bunu da Melih hocayla paylaşıyorum. Kendisi de izlememiz için,  ‘big cats’ isimli  belgeselin kaydını  veriyor. Leoparlarla ilgili bir belgesel olduğu gibi, belgeseli çekenlerin de ne şartlar altında bu belgeseli çektiğini gösterdiği için daha da dikkatimizi çekiyor. Doksan dakika gözümüzü hiç ayırmadan izliyoruz. Doğru dürüst uyuyamıyorum, heyecanlıyım çoook.  Gözümü kapattığımda ise çeşit çeşit dört ayaklı arkadaşları rüyamda görüyorum. Alçaldığımızı belirten anonsu duyuyor ve irkiliyorum, camdan dışarı  baktığımda gecenin karanlığında ışıkların çokluğu dikkatimi çekiyor. İşte Nairobi, düşündüğümden de büyük gönüyor. Gece böyleyse,  gündüz gözüyle daha da büyüktür diye düşünüyorum…

 

2.      Gün: Sabaha karşı saat 01:20’de Nairobi Jomo Kenyatta Havalimanı’na iniyoruz. Havalimanında vize işlemleri Türkiye’deki havaalanından daha da yavaş işliyor. Daha gözünün çapağını silmeden gelen bir yerlinin işlemlerimizi yapmasını sabırla bekliyoruz. Allah’tan hızlı ve çeviktik ki sıranın en önündeydik. Bunun faydalarını gezi boyunca da hep hissediyoruz. Biz iyi ve şanslı bir takımız. Yaşasıııııııın Dijital Akademi ailesiJ Daha sonra bavullarımızı almak için bantın yanına gidiyoruz.  Bavullarımız henüz gelmediğinden, sigara içmek için dışarıya çıkıyorum. Sigaramı yakmamla beraber yerli bir erkek dibimde bitiyor. “Güneş??? My name is Peter” demesin mi?!J Haydaaaaaaa diyorum içimden, hani Türkiye’de olsak neyse,  ama leyn Kenya’nın Nairobi’sinde kim, nasıl tanır beni bu saatte. Sonradan hatırlıyorum ki bu bizim aracımızı kullanıp bize bu seyahat boyunca eşlik edecek Peter. Beni ise tanıması zor değil, hem üstümde ecologic tur sweat-shirtü var hem de gruptaki tek bayanım. Akıllı Peter da kafasını kullanııp, kalbimi fetediyor açıkçası. Dakika bir, gol bir dedikleri bu olsa gerek. Her şey süper başlıyor ve böyle de devam eder diye düşünüyorumJ Peter ile tanışma faslından sonra içeriye tekrar dönerek arkadaşlara bu durumu anlatıyorum. Bu olaydan sonra onlar da sweat-shirtlerini giyiyorlar ve takımımız artık safariye hazırJ

Peter ile ayaküstü sohbet ediyor, hava durumu hakkanda bilgi alıyoruz ve aracımıza binip 3-4 saat dinleneceğimiz Jacaranda Otel’e doğru yola koyuluyoruz. Nairobi’nin içinde büyük büyük reklam tabelaları ve her şeyin İngilizce yazılıyor olması ilk dikkatimi çeken özelliklerden birisi. Ve haliyle  sabaha karşı bu saatte, yollar bomboş…

Jacaranda Otel’e gelince en dış kapısının bile kilitli olduğunu görünce şaşırıyoruz. Biraz sonra bize, sonra da sürekli duyacağımız ‘Jambo’ (merhaba) diyen bir görevli kapıyı açıyor ve resepsiyona ulaşıyoruz. Efendim sabahın körü ama “Passion fruit” denen bir meyvenin suyundan oluşan sarı, soğuk bir içecek ikram ediyorlar. Benim gibi meyve suyunu çok sevmeyen birisine bile çok lezzetli geliyor o an. Mmmmmmm nefiiiiiiiisss. Sabırsızlıkla bizim için hazırlanmış odalarımıza çıkıyoruz. Tahminimden daha konforlu, şık, temiz ve yatağın üstünde bağlanmış bir cibinliği olan odamı çok seviyorum. Hatta birkaç saatten fazla kalsaydık keşke diye düşünüyorum.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_1900.jpg

 

 Temizlik merasiminden sonra saatimi buluşma saatine göre ayarlayıp yatağa kendimi atmamla resmen sızıyorum…

Sabah bir kapı kapanma sesiyle uyanıyorum. Perdeleri açıp uyumuştum sabah güneşi ile uyanırım diye.  Dışarıya şöyle bir göz atıyorum hava kapalı, hatta biraz da sisli. Telefonumun alarmı çalmadığınına gore demek ki kalkmama daha var diyorum. Ama yine de saate bakmadan geri yatmak istemiyorum. Ciyyaaaaaak, aşağıda olma saatim buuuu!!!!! Kapanan da herhalde yan odalarda kalan arkadaşlarımın kapı sesiydi diyorum ve nasıl apartopar kalkıp,  hazırlanıyorum anlatamam. Allah’tan çok dağıtmamışım kendimi. O hızla kocaman bavulumu ve tüm eşyalarımı sırtlanıp fırlıyorum odadan. Burada asansör yok, merdivenlerden hızla iniyorum, kaç kat indiğime bile bakmadan. O anda tanıdık bir ses ile irkiliyorum. Melih hoca, önce ödüm kopuyorL Sonra da nereye gittiğimi soruyor. Ben de alt kattaki kahvaltı salonuna diyorum ( onun anormal bir laf ettiğini düşünerek)  O da bana şu an bulunduğumuz yerin orası olduğunu söylüyor. Gülüyoruz karşılıklı. Ben o anki telaş ve hızla, inmişim de inmişimJ

 

 Son derece keyifli bir açık büfe kahvaltı ettikten sonra, otelden ayrılma işlemlerimizi yapıyor ve dışarıda bizi bekleyen Peter’ı görüyoruz. Saat 07:00’de arabayla 5-6 saat sürecek olan Masai Mara yolculuğumuza çıkıyoruz

 C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_1909.jpg

 

 

Sokaklarda yerel halk bir yerlere yetişme telaşında. Halkın bir çoğunun üstünde ceket oluşu, yürüyor veya bisiklete biniyor olmaları dikkatimi çekiyor. Bunun dışında bizim de kullandığımız dolmuşa benzer ulaşım araçları çoğunlukta. Bir de tabii ki en önemli özellik ise  araçların direksiyonlarının sağda oluşu ve trafiğin de soldan işliyor olması.

Grubumuzun en büyük özelliğinden birisi olan acar muhabirlik durumu, burada da kendisini gösteriyor. Camı açarak veya açamadan hemen her yerin ve insanların fotoğraflarını çekmeye başlıyoruz. Çoğu zaman insanlardan tepki geliyor. Melih hoca sürekli bizi uyarıyor (tamam Kabul özellikle beniJ) “lütfen insanların fotoğrafını çekmeden önce izin isteyin ve toplu yerleşim yerlerinde çekmeyin” diye.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_1920.jpg

Rift Vadisi

 

Önce bir kısmı tıpkı bizim Karadeniz’in yollarına benzeyen dönemeçli, bir tarafı yeşillik bir tarafı uçurum olan yoldan gidiyoruz. Sol tarafımızda uçurumun hemen altında uçsuz bucaksız Rift Vadisi (Suriye’nin kuzeyinden, Afrika’nın doğusunda Mozambik’in ortalarına kadar uzanan engin bir coğrafi ve jeolojik şekildir.) uzanıyor. Arabayı durdurup buranın da havasını koklayıp, fotoğraflarını çekiyoruz. Daha sonra ise nasıl aşındığını bilemediğimiz çukurları bol bir yolda yolculuk yapıyoruz. Yolun kenarında genellikle üstlerinde kırmızı veya turuncu gibi canlı renklerin hakim olduğu örtülere sarınmış insanlar ve çocuklar dikkatimizi çekiyor.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_1981.jpg

 

Ve birden hayvanları görmeye başlıyoruz. Hepimiz bayramlık cocuklar gibiyiz. “aaaa sağ tarafta zürafa var onu çekelim, sol tarafta zebra var onu çekelim, şimdi de Kenya ağaçlarını çekelim” diye diye öğlen yemek saatinde Mara Saravo Luxury Tented Camp’e ulaşıyoruz.

İlk şaşkınlığım burada başlıyor. Çünkü bizi karşılayanlar, Melih hoca sanki daha dün oradaymış gibi tanıyorlar ve ‘tekrar hoşgeldiniz’ diyorlar. Her ne kadar hocam bunun politik bir karşılama olduğunu söylese de inaaaaaaaanın gezi boyunca onun burada nasıl iyi bir izlenim bıraktığını ve grubunun önemli oluduğunu hissediyoruz (ilerleyen satırlarımdan bunu siz de gayet iyi anlayacaksınız).

Yerel kıyafetler giyinmiş  otel görevlileri, bize hoş kokulu, sıcak ve ıslak havlu veriyorlar. Önceleri “bu ne yaaa, o kadar mı pis görünüyoruz” diye içimden geçirmeme rağmen sonra bunun lüks olan her otel ve lokantada yapıldığını farkedince seviniyorumJ Ahşap bir köprüden geçerek resepsiyona geçiyoruz.

Resepsiyondakiler Melih hoca ile kankavari konuşuyorlar. Formlarımız zaten hazır. Gerekli yerleri doldurup (sigara içilip, içilmediği sorusu bile varJçadırda kalacağımızı düşününce şaşırıyorum bu soruya açıkcası) çadırkentimize doğru yola koyuluyoruz. Hemen önümüzde sağ tarafta bar ve onun karşısında alışveriş dükkanı var (son gün gruptakileri atlatıp anca girebildim burayaJ)

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4262.jpg

 

Düz gidince hemen karşıda,  kapısında hostes bulunan restorant var. Şöyle bir kafayı uzatıyoruz ve öğlen yemek saati olduğu için, birbirinden leziz yemeklerle donatılmış açık büfeyi görüyoruz. Restoran kapalı ve açık olan iki kısımdan oluşuyor. Açık olan yerde akşamları masaların kenarında çok şirin soba yakılıyorJ Hemen sağ tarafta çadırlara gidilen yol var. Yolun da sağında havuz dikkatiçekiyor.

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4268.jpg Çok büyük ağacların arasından patika görünümündeki taşlı yoldan ilerleyerek çadırımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Yolun hemen kenarında çadır numaraları yazıyor. Yani istemeyen kaybolamaz o denli sistemli ve kolay.

Yaşasııııııııın ilk once benim çadırım görünüyor. Yatma ve oturma yeri çadır bezinden, banyosu beton olan super bir çadır. Fermuarını açmadan once çadıra bir iki tekme savuruyorum, dışındaki böcek ve sinekler uçsun diyeJ Fermuarı açınca ise bir şaşkınlık daha yaşıyorum. İşte hayalimdekine yakın bir yer. Yerler parke, kocaman ve çok temiz hazırlanmış bir yatak, odanın tam ortasında duruyor. Baş kısmı ise taştan ve hemen üst sağ ve sol köşesinde abajurlar var. Benim gibi gece yatarken kitap okumaya meraklı ve yattığı yerden kalkmayanlar için ideal bir yatakJ Hemen arkasında hem çalışma masası olarak hem de makyaj masası olarak kullanabileceğim bir masa var. Hatta üstünde yarasa resmi olan bir mumluk, su ısıtıcısı, içinde çay, kahve, süt tozu, şekerden oluşan bir kutu ve iki şişe su.

Yatağım ile bu masa arasında ise üstüne bavulumu da koyabileceğim çekmeceli bir etejer bulunmakta. Odadan banyoya giderken ise sağ tarafta fermuarlı çadır bezinden bir dolap ve yine içinde çekmeceli bir etejer var. Banyo ise son derece konforlu, havlular ve yerler tertemiz, duş yerinin zemin kısmında ise sabundan ayak kaymasın diye kaydırmaz bir malzemeden oluşan paspasvari bir örtü bile varJ Camlar ise şeffaf bir naylondan oluşuyor. Gündüz ve akşamları odayı temizleyenler tarafından yine çadırdan oluşan bir kapak örtü ile kapatılıp açılıyor. Odam her gün temizleniyor, sinek ilacım yenileniyor (hem fıs fıs şeklinde hem de elektrikli tabletten oluşan koruyucular mevcut odadaJ) Yaşasıııııııııın böyle bir çadırda ömür boyu kalabilirimJ Unutmadan çadıra girince hemen sağda bir koltuk, sol tarafta ise bir sandık var.

(Sandığı seyrettiğim korku filimlerinden dolayı 2. gün açabildim itiraf ediyorumJ Sanki açınca içinden yılan çıkacakmış gibi gelmişti ama maalesef öpünce prense dönüşecek bir kurbağa bile çıkmadıJ)

Tam odama yerleşmiş ve alışmıştım ki Melih hoca’nın “Güneeeeeş hazırsan çıkıyoruz’” seslenişiyle çadırımı terkediyorum L Sırtımda fotoğraf makinası ekipmanlarımın olduğu  çantam, içinde tüp çikolatalarımızın ve krakerimin olduğu  başka bir çantam, boynumda fotoğraf makinam  ile arkadaşlarımın yanında bitiveriyorum.  “İşte geldim burdayııııııııım” diyerek J

Üç  ODTÜ’lü ve mühendis erkek ile işim gezi boyunca zor biliyorum. Bu nedenle de enerjimi yüksek tutmak için ne gerekiyorsa yapıyorum…

Yemeklerimizi yiyip arabamıza biniyor ve ilk safarinin heyecanı ile yola koyuluyoruz. İlk günün acemiliği ile arabada biraz sıkıntı yaşıyoruz. Daha fasulye torbamızı bile kullanmayı pek bilmiyoruz. Şaşkınız..

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0031.jpg

                C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0234.jpg 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0032.jpg                                                             

Daha yeni yola çıkıyoruz ki karşımıza bir fil ailesi çıkmasın mı? Çok heyecanlanıyoruz ve sessiz kalarak sürekli deklanşöre basmaya başlıyoruz. Kulağımız da sürekli Melih hocada  “Şimdi bir de şöyle deneyin, ayarlarınızı kontrol ettiniz mi?’’ sözleri ilk günlerde bir hayli işimize yarıyor.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2074.jpg

Tam fillerin yanından ayrılıyoruz ki antiloplar bizi karşılıyorJ Daha ne olsundu daha ilk safaride bile bunları görmek bizi heyecanlandırıyor. Tam Peter arabayı sürüyor ki yaban domuzu görüyoruz… Hep bir ağızdan “Peteeeeer stooooooop” diye bağırıyoruz. Artık bu bizim ile Peter arasında sürekli duyulan bir kelime oluyor “stoooooooop”. Yaban domuzu ön iki ayağının üstüne çökmüş otlanıyor.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2159.jpg

 

 Melih hoca’nın dediğine gore, bu arkadaşlar boynunu eğemedikleri için böyle karınlarını doyuruyorlarmış. Daha yeni hareket ediyoruz, o anda daha sonra da sık sık karşılaşacağımız zebralar ile göz göze geliyoruz.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2215.jpg

 

 Bu pijama giymiş arkadaşlar insana o kadar güzel bakıyorlar ve o kadar güzel poz veriyorlar ki hayran kalmamak elde değil. Ya taşın üstünde duran rengarenk kertenkeleye ne demeli? Tabiat ana (neden baba değil hiçbir zaman anlayamadımJ) bize hediye üstüne hediye veriyor. Bu nefis yaratığı da kamerayla tanıştırıp, onu Türkiye’de ünlü edeceğimiz sözünü vererek, yanından ayrılıyoruz. Biraz sonra arkadaşlarla ne kadar şanslı olduğumuzu konuşurken, ben haliyle arabaya tık tık yapıp kulağımı çekiyorum (nazar değemesin diye) ve bu hareketimle  Peter zınk diye duruyor.  Biz de bir şey gördü sanıyoruz. Meğer benim nazar değmesin diye yaptığım tıklatma onun “stop” komutu olarak algılamasına neden olmuş. Peter’a bu durumu anlatamayacağımız için gülerek ona yola devam edebileceğini söylüyoruz.  “İşteee bir ağacın üstünde akbabaaaaaaa” sesiyle tekrar makinalarımızı fasulye torbalarımızın üstüne atıyoruz. (Zaten gezi boyunca fasulyesini, oradan oraya koymaya çalışırken bir hayli kol kaslarımız gelişiyorJ) Birkaç çekimden sonra bu arkadaşın uçmasını diliyoruz. Pek nazlı uçacağı yok, eeee uçması için çeşitli hareketler yapıyoruz (ama ona herhangi birşey atmak yok bunun içinde) ve uçuyoooooooor.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2336.jpg

 

 

 Çat çat çaaaaaat diye herkes basıyor düğmelere. Sonra kontrol ediyoruz ve vaaaaaay beeeeeee herkes pek başarılı. Kuşcu Melih hocam bile bizimle gurur duyduğunu ve hatta bazı pozların onda bile olmadığını ifade ediyor. SeviniyoruzJ Bu sevinç ve coşkuyla yol alırken, tuhaf yürüyen bir kuş görüyoruz. Meğerse Sekreter kuşu imiş bu hanımefendi.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2271.jpg

 

Ayaklarının ucuna basa basa yürüyor, topraktan yemeğini gagasıyla çıkarıyor ya da böcek görürse insan gibi önce ayağıyla eziyor ve sonra hop hop hop indiriyor mideye. Sonra tekrar ayağının ucuna basa basa yoluna devam ediyor. Bu arada bize bir de tehditkar bir bakış fırlatmaktan da geri kalmıyor.

Biraz zaman geçiyor ve yolun kenarında serap görmüş gibi oluyoruz. Biraz once kurak bir yolda ilerlerken birden palmiye ağaçları ve dere olan bir yere geldiğimizi farkediyoruz. Melih hoca “geçen sefer tam burada erkek aslan görmüştük” diyor ve hoooooooop aslan kardeş kendini gösteriyor. ‘Yuh artık, bu kadarda  ballı olunmaz ki’ …

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2309.jpg

 Üstelik çevremizde pek araba yok ve aslan kardeş bize doğru geliyor. Geliyor, geliyooor geliyor ve tam da aracımızın yanından geçiyor. En güzel görüntüleri biz alıyoruz ve artık görüş mesafemizden çıkıyor. Bunun keyfini sürerken bir de bakıyoruz ve sayıyoruz ki taaaaam kırkiki rakamla da 42 araç gelmiş... Niye mi bu kadar şaşırıyoruz? Çünkü,  arazi de dolaşırken 2-3 arabadan başka arabayla karşılaşmıyoruz. O denli rahatız yani, taaki telsizlerle anons geçip kayda değer, nadir hayvanlar görünene kadar…

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2329.jpg

Nereden, ne zaman çıktılar anlamadık ama bizim kadar şanslı olmadıkları açıktıJ Çünkü birçoğu dürbünüyle bile anca görüyorlar aslan kardeşi. Artık yavaş yavaş dönmemiz gerekiyor. Çünkü Milli Parka hava kararmadan girmemiz gerekiyor bu da bizim gittiğimiz tarihlerde 19:30 oluyor. Eğer bu saatten daha geç girersek, yanlış hatırlamıyorsam Peter’a  yüzelli dolar gibi bir tutar ceza kesiyorlarmış.

 Bugünlük bu kadar yeter derken bir devekuşu görüyoruz,  hem de yumurtasının üstüne kuluçkaya yatmış. Burada açıklamak istiyorum, yaban hayatta  bu mevsimde otların uzunluğu bir hayli işimizi zorlaştırıyor.

 C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2349.jpg

 

Çadırkentimize  dönene kadar Peter’a bir ileri bir geri, dur!, git!, gitme! diyerek yolculuğumuzu bitiriyoruz.

Çadırkentimize geldiğimizde yine temiz havlu merasimi ile karşılanıyoruzJ En sevdiğim anlardan birisi artık bu oluyorJ

Akşam yemeği için sözleşip çadırlarımızın yollarını tutuyoruz. Yine çadırıma bir iki tekme savurup kendimi huzurlu ortamda temizlik merasimine bırakıyorumJ

Akşam yemeğinde önce yiyecek içecek müdürü gelerek bir isteğimiz olup olmadığını soruyor. Melih hocam da öğlenleri yanımıza alacağımız yemek kutularımızın mümkünse her öğlen farklı olmasını istediğimizi söylüyor (aynen de öyle yaptılar). Daha sonra da normalde kahvaltının  06:30’da olduğunu ama bizim 06:00’da yapmamız gerektiğini tatlı bir dille ve en sevimli haliyle söylüyorJ Hemen bu duruma da çözüm bulunuyor ve hergün kahvaltımızı 06:00’da ediyoruz. Üstelik de benim en çok sevdiğim omlet, krep ve krosanlar da hep hazır ve sıcacııııık. Eee daha ne isteyebilirdik ki. Ecologic Travel ve Melih Özbek işbirliği mükemmelJ

Yemekten sonra sabah kahvaltıda buluşmak üzere anlaşıp çadırlarımıza dağılıyoruz. Her gece okumak için yanıma aldığım kitabımdan bir sayfa dahi okuyamadan uyukalıyorum. Bu durum her gece böyle sürüüüüüp gidiyoor. Gece sessiz ve huzurlu….

 

3.      Gün: Nefis bir kahvaltı ettikten sonra günün ilk ışıklarıyla yola koyuluyoruz. Biz kahvaltımızı yerken Peter da bizim için hazırlanan öğlen yemeği kutularımız ile çay, kahve ve sıcak sütten oluşan içeceklerimizi çoktan arabaya koyuyor. Hatta arabımızda buz kutusu bile var, sularımızı koymamız içinJ

Peter işinde çok titiz, sosyal ve yardımsever bir rehber. Herkesten önce ve en iyi açıdan hayvanları görüp fotoğraf çekmemizi ona borçluyuz. Anlıyorum ki bu yolculukta bu çok ama çok önemli. İyi ki varsın PeterJ

Günün ilk fotoğrafına Benekli Sırtlan ile başlıyoruz. C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0351.jpg

 

Melih hoca,  Sırtlan’ın ne kadar sosyal olduğunu, dişilerinin de erkelerden daha iri olduğundan bahsediyor. Yalnız bu arkadaşın boynuna onları takip etmek için birtür tasma taktıklarından da bahsediyor  ve görüyoruz da bunu…

 

 

Biraz sonra Bufolo ile karşılaşıyoruz.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2578.jpg

 

“Ahaha üstüne bir de kuş kondursak ne bonus olurdu’ derken hop hop hooooooooop masmavi bir kuş ortaya çıkıyor. Bu şirin şey hangi bufalonun üstüne konsam ki derrken biz çat çat çekiyoruz fotolarınıJ Ve Peter’ın telsizine çita görüldü anonsu geliyor. Bu hanımefendi de sanki hepimiz rahat çekebilelim diye bir tepenin üstüne bütün güzelliğiyle uzanmış, hatta hafiften de başını kaldırmış bizi bekliyor. ‘hadi güzelim biraz da sağa bak, biraz da sola’ diyerek onu da makinamıza hapsediyoruz, kare kare…

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2495.jpg

 

Bir anons daha geliyor ve su aygırı görmeye gidiyoruz yaşasııııııııııınJ İlk giden araçlardan birisiyiz her zamanki gibi. Peter bize araçtan inebileceğimizi söylüyor. Şaşırıyoruz, çünkü neredeyse günlerdir otelin dışında toprağa ayağımızı basmamışız. Sürekli arabadayız hatta Melih hocam artık arabaya biner binmez botlarını çıkartıp çoraplarıyla koltukların üstündeki yerini alıyorJ Ben de arada sırada ona katılılıyorum diğer koltukların üstüne basarak. Malum herkes en iyi kareyi yakalamaya çalışıyorJ Bu tatlı ama bir o kadar da iri arkadaşları, daha iyi görüntüleyebileceğimiz tepede , bir devrilmiş ağaç var. Onun üstüne de bir turist kızımız uzanmış fotoğrafını çektiriyor. Ben de sinsice yavaş yavaş yaklaşıyorum, hatta biraz abartıyorum ve onların yerine bizim grup çörekleniyor. Çekiyor da çekiyoruz.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0266.jpg 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2687.jpg

 

Yafru su aygırları da olduğu için tedirginiz, çünkü anneler yavruları varken çok saldırgan olabiliyorlar. Hatta kendi cinslerine karşı bile. Bir de öğreniyoruz ki Afrika’da en çok insan ölümüne bu pembe ağızlı şirin arkadaşlar sebep oluyormuş. Sudan çıktıkları anı da gördüğüm için, bunun sebebini anlamakta hiç zorlanmıyorum açıkcası J Oooooooooooooh açıp esniyor da esniyor anne suaygırı, ooohhh miiiiiiiisJ “göster hadi abilere dişlerini kızım” diyorum. Daha da açıyor, pozitif enerjinin sonucu işte diyorum J

Yemeğimizi yiyelim ve yeni keşifler yapalım derken birden kenarda ölmüş bir zebra görmeyelim mi? Zınk diye duruyor ve şaşırıyoruz. Çünkü daha bir gün önce ben arkadaşlara “yaf gidelim köylüden bir keçi satın alalım, olmadı yarım kg kıyma alalım da atalım yırtıcıların yanına ki, bir de aksiyonlu çekimler yapalım” demiştim de gülmüşlerdi bana. İşte şimdi hiçbir çaba sarfetmeden yırtıcı arkadaşlara yemek hazır ve sırtının üstünde uzanmış onları bekliyor.

Tam dere kenenarından yukarıya doğru küçük bir geçiş var. Sanıyoruz ya burdan yukarıya çıkarken kendisi çıkamamış ve bir yerine zarar verip kalmış oracıkta ya da tam arkasından timsah kapmış. Gruptaki arkadaşların bilirkişi raporu, hayvanın karnı yeni şişmeye başladıği için 1-2 saat önce ölmüş olabileceği yönünde oluyor (CSI Kenya)J. Etrafta akbabalar var, ama oralı bile değiller, herhalde göremiyorlar. Birkaç kendini bilmez, küçük kuşun dışında pek bir canlı gelip dokunmuyor bu arkadaşa. Grupta oylama yapıyoruz, ya burda kalıp onu aslanların bulmasını bekleyeceğiz ya da yeni arayışa gireceğiz. Hiç fire vermeden kalmaya karar veriyoruz. Bir saatten fazla süre geçiyor, hatta öğle yemeğimizi bile yiyemiyorum.  Öğlen yemeği kutumuzdan tek tük meyve veya tek bir sandaviç alıp yiyoruz. Pek fazla su da tüketmemeye çalışıyoruz. Çünkü tuvalet sorunumuz varL.

Biraz sonra bir sesle irkiliyoruz, kuşlar zebranın bir yerini tırtıklarken hayvanın içinden bir şey dışarıya fırtlıyor ve hafiften de koku geliyor artık. Mutlu sona yaklaştığımızı o an farkediyoruz  ve seviniyoruz açıkcası. Bana bu geziye gelmeden once birisi bunları yaşayacağımı ve bir zebranın yenmesini bu kadar zevkle bekleyeceğimi söyleseydi herhalde dalga geçiyor diye düşünürdüm J İçimdeki şeytan mı dışarıya çıkmıştı ne? Yok yok fotoğrafçı hastalığına yakalanmıştım, sıtma hastalığına yakalanacakken J Birbuçuk saatin sonunda Peter’a biraz geride dişi aslan olduğu yönünde bir anons geliyor. Biz de gidip onu çekip geri gelmeye karar veriyoruz. İyiki de öyle yapmışız, dişi aslan yavrularıyla işte orada…

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2763.jpg

 

 Onu görüntüledikten sonra dişi aslanın bizim zebramızın (hemen de bizim oldu) yönünde gittiğini farkediyoruz. Hatta yavrusu da ona katılmak istiyor ama anne aslan ona birşeyler söyleyince bu fikrinden vazgeçiyor yavru aslan parçasıJ “İşte” diyorum “eğitim şart, bak ne de güzel annesini dinledi’J Peter hemen durumu kavrıyor ve bizim de talimatımızla hızlı bir şekilde zebranın yanına gidip eski konumumuza yerleşiyoruz. Zaten zebra ancak tek bir aracın görebileceği bir yerde ve o şanslı araç da biziz J Evet evet işte aslan geliyor. Hatta o da ne? iki dişi aslan var burada. Oooooh bonus üstüne bonus. Onlar yemeğe başlıyor  biz de bu anı ölümsüzleştirmeye J

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0317.jpg

 

Biraz sonra da diğer araçların bizi uyarmasıyla kendimize geliyoruz. Onlar da çekmek istiyorlar ve burada kural da bu. Çeken gidecek ki diğer araçlar da çekebilsin. Ama biz iki saattir orada beklediğimizi ifade ederek, biraz daha çekim yapıyor ve cinayet mahalinden ayrılıyoruz J

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_2380.jpg

Gün batımı fotoğraflarını da çekerek çadırkentimizin yolunu tutuyoruz. Akşam, bizler için hazırlanmış yöresel dans gösterisi var. Keyifle onu izleyip, anı makinalarımızla ölümsüzleştiriyoruz. Çadırkent’e geliş, çadırı tekmeleyiş  ve içeri girince bugün de çok güzel bitti derken yağmurun yağması ve bunu çadırın üstünde hissetmem süper oluyor. Dışarıdan gelen mis gibi toprak kokusu, yağmur sesi ve huzur….

4.      Gün:  Her sabah olduğu gibi bu sabah da grubumuzla ne görmek istediğimizi konuşuyoruz. Evet karar veriliyor ve bugün leopar görmek istiyoruz. Neredeyse hergün dilediğimiz olduğu için artık sinerjimize inanıp ona göre hareket ediyoruz. Hakkı sürekli arabanın ön kısmında yer alıyor, Soner bey ve ben orta kısımda, arkada ise ulu manitu Melih hoca var. Hakkı diyor ki “hadi Zig ve Zag” yapalım. Yani iki kişi sağa bakıyorsa, iki kişi de sola. Dinliyoruz onun dediklerini genellikle. Çünkü onun adı Kaptan KörkJ (eskiler bilir bunun kim olduğunu) Hakkı’nın gözleri çok keskin aynı zamanda da bizi  ve Peter’ı çok iyi yönlendiriyor. Hatta bize öğrettiği bir yön belirleme durumu da var. Şöyle ki; saat yönünde tarif ediyor, hayvanların yerini. “Hey bakın 2 yönüne veya 10 yönüne bakın” diyor. Buna artık Peter da biz de alışıyoruz. Hatta bir ara yırtıcı bir hayvan görüyorum ve  söylerken de 10:30 yönünde diyorum. Sonrasında tüm ekip kopuyoruz gülmektenJ  Bugün yine fil, zürafa, akbaba, antilop group, bunları birgün öncekinden farklı çekmeye çalışıyoruz. Zaten her günün sonunda fotoğraflarımıza bakıp, kendi aramızda konuştuğumuz için, bir sonraki gün daha da iyi çekimler yapabiliyoruz. Az kişi olmamızın ve oniki saatten fazla bir süre aynı amaçla bir arada olmak super. Özellikle ÜÇ ODTÜ’LÜ VE MÜHENDİS VE PROF.FOTOĞRAFÇI ile bir arada olmak benim en büyük avantajım olyur. Artık söyleyebilirim, aynı zamanda kibar ve anlayışlıydılarJ Yanlarında bir bayanın olduğunu unutmadılar, unutturmadım da zatenJ Efendim “ODTÜ’lü dili” diye bir şey varmış  Türkçe konuşurken arada sanki türkçeymiş gibi ingilizce kelimeler sokuveriyorlar araya J Arada sırada kaçırıyorlar ağızlarından, ama hemen benim için de alt yazı geçiyorlar, yoksa yiyorum başlarının etiniJ Bu sayede çok şey öğrendim kendilerinden :) ama ben de onlara ilaçlarını almalarını hatırlattım hep, güneş kremi sürmelerini  sağladım, ıslak mendilimi ve tüp çikolatalarımı paylaştım :) Melih hocama, uçakta bana verilen çoraplarımı verdimJ E daha ne yapayım, resmen saçımı süpürge ettim :)

İşte beklenen an geliyor ve dileklerimiz kabul oluyor. Leopar anonsu geliyor ve düşüyoruz yollara. Bu da neeee sadece bir kuyruk ucu görünüyor gerisi yok. Ama Peter diyor ki, leo kurak bir derenin  bu tarafındaymış, yemini de getirip karşı taraftaki ağacın altına bırakmış. İnsanlardan hoşlanmadığı için, çıkıp avına yiyemiyormuş. Bekleyeli yaklaşık bir saat olmak üzereyken leoparımız bir süratle çıkıyor  ve hoooop karşı tarafa geçiyor. O an ne kadar net yakalayabildiysek çekmeye çalışıyoruz.  Düşünebiliyor musunuz? Sürekli tetikte bekliyorsunuz ve bir an yanınızdakiyle konuşmaya daldınız mı herşey puffffff uçuyor. Bu nedenle böyle anlarda pek bir cool takılıyoruz (Ben bile susuyorumJ) Fakat leopar effendi bizden akıllı. Saklanıyor çalılıkların arkasına, ooooooh mis gibi çatur çutur yiyor. Evet evet resmen duyuyoruz yemek yerkenki seslerini. Birden bire birisi bir tane daha leopar olduğunu söylüyor. Ahandaaaaaa evet evet bir tane daha var. Bu sefer yemeği yiyen arkadaş aşağıya iniyor, diğeri yemeye devam ediyor biz de hem çekiyor hem de ağzımız bir karış açık seyrediyoruzJ

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3377.jpg

 

Körün aradığı bir göz Allah verdiği iki göz misali sevincimiz ikiye katlanıyor tabii. Ama bu sevincimiz yarım kalıyor, çünkü diğer araçtakiler yine mırın kırın ediyorlar ve biz de çekiliyoruz. Zaten daha fazla ne çekebiliriz ki? di mi amaJ Dönüşte sürpriz üstüne sürpriz aslan arkadaşlar uzanmışlar akşam güneşinin keyfini çıkırıyorlarJ Derken fil ailesi yürüyüşe çıkmışlar ailecek onlarla selamlaşıp yine ünlüler kervanına katıyoruz kendilerini ve en güzel gün batımı fotoğraflarını çekerek çadırkentimize gidiyoruzJ

5.      Gün:  İşte bugün benim beklediğim büyük günJ Çünkü programımızda  arazide Bush Breakfast  ve Masai Köyü’nü ziyaret varJ Otelde bir şeyler atıştırdıktan sonra, saat 09:00’da Bush Breakfast’ı yapacağımız alana gitmek üzere yola çıkıyoruz. E haliyle de yine objektifimize bir sürü arkadaş takılıyor. Ağacın üstünden havalanan akbabalar biraz sonra bize gökyüzünde bir de süzülme hareketleri sergiliyorlar. Biraz daha gidiyoruz ve Dik dik ile karşılaşıyoruz.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3700.jpg

 Bunlar küçük antiloplar olup, sadece erkeklerinde boynuz bulunmaktaJ Aynı zamanda da tek eşliymiş bu güzel gözlü bu arkadaşımızJ Sekreter kuşumuzla da günlük selamlaşmayı yaptıktan sonra kahvaltı alanımıza geliyoruz.

 

(hava daki mantara dikkat lütfenJ)

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3016.jpg

 

Bizi, ellerine eldiven giymiş bir garson, şampanyayı patlatmak üzere karşılıyor. Ortada dört kişilik bir masa ilk göze çarpıyor. Sol tarafta meyve suyu, krosan, krep, kek çeşitleri, meyveli yoğurtların ve ekmek çeşitlerinin olduğu bir masa  var. Bunun yanında ise ayaklı bir mangal, üstünde ise omlet yapmak için malzemeler yer alırken, sosis çeşitleri, kızarmış patates mis gibi kokuyor. Ben hemen mangalın üstüne kızarsın diye birkaç dilim ekmek koyuyorum. Garson gülen gözlerle bana bakıyor. Masamıza oturmadan once, seyyar tuvaleti ziyaret ediyoruz. Tuvalet çadırdan yapılmış. Bizim köylerde bulunan ahşap tuvaletlerin aynı büyüklüğünde ama içinde vakumlu klozeti olan, hatta bir düğmeye basınca ilaçlı su akan gelişmiş bir model. Fermuarı açıp giriliyor, fermuarı kapatınca da hemen arkasında bir cepte de tuvalet kağıdı varJ e daha ne olsun. Dışarda ise musluklu bir bidon ve yanında bildiğimiz pamuklu küçük havlulardan var. Hem de pek çok, kullanılanlar yan tarafa bırakılıyor. (Yani bizim buradaki gibi peçete+kolanya ikilisi yokJ) Hijyen konuma geldikten sonra, şampanyamızı içip kadehlerimizi kaldırmak için biraraya geliyoruz. Haa bu arada, birkaç tane de elinde her an ateş etmeye hazır güvenlik görevlimiz hazır ve de nazır beklemekte. Ben kahvaltı bittikten sonra, son kez bu modern tuvalete girmek ve fotoğrafını çekerek belgelemek istiyorum. Elimde makinamla gidiyorum ki önce fotoğrafını çekeyim. Bir kare çekmiştim ki rüzgarın azizliği ile çadır wc uçmasın mı? Ben bir çığlık ve arkasından gelen gülme krizi ile iki büklüm oluyorum. Düşünsenize ya ben bu tuvaletin içindeyken uçsaydı bu meretJ. Üstelik de anı yakalamak isteyen fotoğrafçı grubumla. Herkes durumu farkedip gülmeye başlıyor. Görevliler gelip yeniden monte ediyorlar ve beni koruyan güçlere bin kere şükrediyorum. Hala aklıma geldikçe gülüyorum. Ya ben içerideyken olsaydıJJJ

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3022.jpg

 

 

Kahvaltı’dan sonra Masai Köyü’ne gidiyoruz. Halk bizi çok sıcakkanlılıkla karşılıyor. Hocamız burada tam bir acar muhabir.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3891.jpg

 Monopoduna yerleştiriyor makinayı, sopa gibi her yerden, her şekilde çekimler yapıyor :) Hatta bizim de  birçok pozumuzun içinde kıyıdan köşeden yer alıyor :) Halk onu o kadar çok seviyor ki, tam bir ulu manitu muamelesi yapıyorlar.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3812.jpg

 

Köylülerden önce erkek olanlar dans ediyor, onlardan sonra da bayanlar ediyor. Önce yöresel müzik eşliğinde dönerek dans ve sonrasında en yükseğe sıçrama hareketi. Bunları görüntüledikten sonra iç kısıma geçiyoruz. Yüzleri sinek içinde çocuklar ve daha sefil bir yaşam. Bastığımız her yer hayvan pisliği. Öyle bir yaymışlar ki bu pisliği, tabanın öyle olduğunu düşünüyorum. Çocuklar aileleri izin verdiği ölçüde fotoğraf çektiriyorlar. Kadınlar,kesinlikle fotoğraflarının çekilmesini istemiyorlar. Bize bir evin içini göstermek istiyorlar, ısrarla. E haliyle giriyoruz. Ama içeride zerre ışık yok. Sadece yukarıda küçücük güneş giren pencere var. Oradan netlik sağlayıp flaş patlatıyor ve işte o an görüyoruz içeride ne olduğunu.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3917.jpg

 Hatta öyle şaşırıyorum ki tam karşımda kadın varmış yerde outran, kucağında cocuğu ve hemen yanında bir çocuk daha. Bir daha yapıyorum bunu aaaaa mutfakmış orası ;tencere, tabak varmış ayağımın biraz önünde… Şaşkınlık ve havasızlıktan perişan bir halde çıkıyorum evden. Şimdi sırada bize ateş yakmayı gösterişleri var. Resmen bir düz tahtanın üstünü delmişler, tam o deliğe de sivri bir sopa takıyorlar ve sırayla hızlıca çeviriyorlar. Zamanla burada bir köz oluşuyor onun üstüne de kuru ot atınca al sana ateşJ

 C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\20100819 Kenya Day4 30.jpg

 

Ben atom karınca gibi, sağa sola sinsice girip çocukları çekmeye başlıyorum. Ekipten ayrıldığım için farketmiyorum bile ne kadar uzaklaştığımı. Bir ses duyuyorum “Güneeeeeş, alışveriş zamanı. Nerdesiiiiiiin?”J İşte ulu manitu Melih Özbek’in sesi buJ Hemen alelacele sesin geldiği yöne gidiyorum. Burası çember şeklinde üstü açık panyır yeri. Buraya girer girmez etrafımızı yerli halk çeviriyor. Güzel maskeler, ahşaptan ve taştan  oyulmuş hayvan figürleri, kolyeler, bilezikler dikkati çekiyorJ Eeee ben tam Türklüğümü gösteriyor ve sıkı pazarlığa girişiyorum. Bana satmaya çalışan kadının yanağından bir de makas alıyorumJ

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_3938.jpg

 

 

 Garibim mahçup ama mutlu oluyor. Pazarlık etmeme rağmen memmun oldukları her hallerinden belli, çünkü bayağı bir şeylerini aldım. Tam giderayak erkeklerden birisinin belindeki pala ve tokmak dikkatimi çekiyor. Benim de az param kaldıgı için anlaşamıyoruz ve  ben vazgeçiyorum L  Tam arabaya biniyoruz, ama tekrar geliyorlar ve bana son kez bir tutar söylüyorlar. Ben de alışmışım tabii “is your mother beautiful?” diyorum ve adamlar şaşkın Melih hocam bunun bir Türk deyimi olduğunu anlatmaya çalışıyorJ Diğer arkadaşlarım beni çekiyor. Derken adamlarla el sıkışıp dolar üzerinden anlaşıyoruz ve resmen pala ve tokmak benim oluyorJ Grubum şaşkın, bunları ne yapacağımı soruyorlar. Eee iki oğlu olan bir anne ne yaparsa ben de onu yapacağım. “Bayılır benim yafrularım bunlara’” diyorum ve ayrılıyoruz oradanJ (Gerçekten de eve döndüğümde çocuklarım ençok bunları sevdiklerini söylüyorlarJ)

 

 

 

 

Şimdi istikamet Mara River. Burada maymunları ve timsahları görmeyi hedefliyoruz. Daha aracımızdan inmeden önce maymunların etrafta rahatlıkla dolaştığını ve birşeyler yediğini görüyoruz. Ama biz Hakkı’nın kuşları sürekli beslemesiyle maymunlarla olmasa da kuşlarla birlikte öğlen yemeği yiyoruz.

 

                                C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_2030.jpg

 

Ben fotoğraf makinamı alıp biraz dolaşmaya çıkınca ilk defa su dışında gezen su aygırları görüyorum. Grup arkadaşlarımı da hemen bulunduğum noktaya çağırıyorum. Biraz daha bakınınca birkaç çeşit de kuş fotoğraf çekip, aracımızla nehrin karşı tarafına geçiyoruz. Bu nehir de Büyük Göç için önemli bir geçiş noktası.

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0610.jpg

Yanımıza her an bizi korumaya hazır bir güvenlik görevlisi geliyor. Onunla tanışma faslından sonra o önde biz arkada nehire paralel olarak yürümeye başlıyoruz. Hemen suda timsah,  su aygırları ve yavrularını görüyoruz.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4098.jpg

 

Biraz daha ilerleyince bulunduğumuz kara parçasınının ortasından geçen göç yolunu görüyoruz. Burası küçük bir deltaya benziyor. Bu arada duyuyorum, arkadaşlarım benden kurtulma yolları arıyorlar. Biraz daha nehire yaklaşsam da beni arkadan itselermiş de, kazara düşseymişim de, timsahlar beni yeseymiş.  Olmadı su aygırları tepeleseymiş. Yaklaşıyorum da nehir kenarına hiç de bir şey olmuyor :) Gittiğimiz yoldan geri dönüyoruz.

Aracımıza binip çadırkentimize doğru yola çıkıyruz. Bu sefer de yol kenarında fil ailesi ile babun sülalesini akşam gezmesine çıkmışken görüyoruz. Bir babun, boyuna posuna bakmadan fil ailesini rahatsız ediyor. Baba fil resmen onu kovalıyor. Şımarık babun hiç oralı bile olmadan, biraz geri çekiliyor ve ailesinin yanına dönüyor. Babun sülalesinden yafrusunu sırtına almış olanı dikkatimizi çekiyor. Hatta küçük babun zorla tutunuyor annesinin sırtına. Ha düştü ha düşecek darken, gözden kayboluyorlar. Aynı zebralar gibi bunların da yoldan gidenleri, yolun çizgisine göre tek sıra halinde tin tin gidiyorlar.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4166.jpg

 

İşte yine gün batıyor. Ençok sevdiğimiz manzara bu. Çevrede de bir sürü Gnu var. Peter’ı uygun konuma getirmeye çalışıyoruz. Zaten bu gezide aynı Mehter takımı gibiyiz, iki ileri bir geriJ Gün batımının hemen altına Gnular’ı denk getiriyoruz. Hep ağaç olacak değil ya, bu sefer de bunlar olsun diyoruz. Hatta diğer araçlar da geçince hafiften toz bulutu oluşuyor havada. İşte budur deyip basıyoruz denklanşöre, taaaaaaa ki en son Gnu da güneşin altından geçene kadarJ Ama bugün güneş pembe deyip şaşırıyorum, ben mi yanlış ayar yaptım diye tedirgin oluyorum önceleri.  Sonrasında arkadaşlarımın da fotoğraflarına bakınca rahatlıyorum çünkü onlarınki de öyle. Kenya nasıl bir yersin ki, güneş bu denli güzel renklerini sana ve bize cömertçe gösteriyor….

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4219.jpg

Akşam çadırkentimizin restoranına gidince doğum gününe birkaç gün kalmasına rağmen yetkillere, aramızdan birinin doğum günü olduğunu söylüyoruz . Çünkü doğum günü olan kişiye özel Nakuta matata şarkısını söyleyip, dans ediyorlar. Sağ olsunlar hızlıca bir pasta hazırlamışlar ve tüm ekip şarkı söyleyerek masamızın yanına geliyor. (Ben de ben de doğumgünümü Kenya da kutlamak istiyorum o an, çaktırmıyorum ama çok kıskanıyorum bu durumu :))C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4241.jpg

 

Çektiğimiz fotoğrafların üzerinden son kez geçerek, ertesi gün yola çıkacağımız için toparlanmak üzere odalarımızın yolunu tutuyoruz.  Çadıra atılan birkaç tekme ve içeri giriş.

Yine mis gibi toprak kokusu, yağmur sesi ve huzur…

6.      Gün: Bu sabah biraz buruk uyanıyorum. Yerimden kalkmadan odama son kez bakıyorum. Yan çadırdan gelen sesleri duyunca arkadaşlarımın da uyandığını fark ediyorum. Onlara daha sessiz olmaları yönünde keyifle sesleniyorum ve kendim ıslıkla bir şarkı tutturuyorum. Hatta birgün once Hakkı, ben ve Melih hocam üçlü olarak da denemiştik. Evet evet biz çok iyi de ıslık çalan bir gurubuzJ Biraz sonra Melih hocam bir görevlinin bavulları almaya geldiğini söylüyor. Vaaaaaaaay  Türkiye’de birçok yerde bile böyle hızlı ve güleryüzlü bir hizmet yokJ Görevliye büyük bavulumu verdikten sonra biraz buruk odamdan ayrılıyorum. Kahvaltı salonunda buluşup son kahvaltımızı ettikten sonra, otelden çıkış işlemlerimizi yapıyoruz.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4262.jpg

 

 Diğerleri arabanın yanına gitmesine rağmen, ben birkaç hediyelik eşya almak için erken açılan çadırkentimizin alışveriş dükkanına giriyorum. Zamanı fark etmiyorum haliyle. Tam oradan çıkınca Melih hoca’nın “Neredesin sen, her yerde seni aradım. İşte kadın milleti alışveriş mi yapıyordun sen J?’”diye seslenişiyle irkiliyorumL Suç işlemiş çocuklar gibi,muzipçe gülerek sesimi çıkarmadan onun önü sıra arabaya doğru ilerliyorum.

İşte dönüş yolundayız. Yine yasakları delip fotoğraf çekiyorum. Ama bu sefer daha azJ Şimdi sadece anı yakalamak adına yapılacak bir şeyler olmalı. Oldu da…

Bir ara gelirken de durduğumuz benzinlikte ihtiyaç molası için duruyoruz. Bir satıcı elinde cd’ler ile yanımıza geliyor. İşte meşhur Kenya cd’leri. Satıcıya eğer şarkıyı söyleyip dans etmezse almayacağımızı söylüyorum. Başlıyor dans edip söylemeye, Hakkı ve Melih hocam da ona eşlik ediyor, haliyle ben de onları kameraya kayıt ediyorum. Çok şirinler çoookJ Burada alışveriş dükkanları da var. daha önce de görüp bir türlü alamadığım davullar dikkatimi çekiyor. Yine aklıma çocuklarım geliyor, onlar bunu da çok severler. Giriyorum içeriye, başka şeyler de seçiyorum, yine kıran kırana bir pazarlık ve mutlu son. Bir bakıyorum Hakkı da birşeyler beğenmiş ve almak için pazarlıkta, ben tam ona doğru yaklaşırken satıcılar beni başka bir yöne çekmeye çalışıyorlar. Anladılar benim ne kadar zorlu bir alıcı olduğumuJ Melih hoca’nın tekerlek dönüyor ikazıyla tekrar arabaya biniyoruz. Davulum elimde ve ben çok mutluyumJ

 

 

 

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4703.jpg

 

Beş, altı saatlik yolculuğun sonunda akşama kadar konaklayacağımız, öğlen yemeğimizi yiyip, gölde tekne gezintisi yapabileceğimiz Naivashı’ya varıyoruz.  Buradaki en büyük amacımız da  Afrika Balık Kartalını çekebilmek. Bizim için ayarlanan yer ise Lake Naivasha Country Club. İşte nefesimi tutup, kendimi cimciklediğim cennetten bir köşe daha…. Kenya beni şımartmaya devam ediyorJ

 

 

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4513.jpg

Ana kapıdan girdikten sonra büyüüüüüük bir bahçeye varıyoruz. Büyük ağaçlar ve onların altında masalar var, bir kenarda ise çocuklar için birkaç salıncak, kaydırak, hatta büyüklerin voleybol oynaması için bir de file gerilmiş, kenara. İleride ağaçlı bir yoldan gölün kenarına iniliyor, ufukta kuşlar var.

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_0680.jpg

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_2425.jpg

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\DSC_2403.jpg

 

 Bu geniş bahçeye girince , kimseye aldırmadan bir ağaca hızla yaklaşıyorum ve başlıyorum tırmanmaya. Önce ayağımda koca koca botlarla deniyorum. Bakıyorum ki daha yükseklere tırmanamayacağım, tırmanırsam da inemeyeceğim. Çıktığım yerden hemencecik inip botlarımdan kurtuluyorum ve yeniden tırmanıyorum. Bu sefer daha da yükseğe. Hatta tırmanmamın başında bir yerli garson bana yardım etmek istiyor, ama kibarca reddediyorum.

 

(Heheeeeeeeyt bu beni çıtkırıldım, turist kızlarla karıştıyor diyorum içimdenJ) Bu arada benim canım acar muhabir arkadaşlarım başlamasınlar mı beni çekmeye. “Güneş sağa dön, Güneş buraya bakma, Güneş kolunu kaldır’. Onları memmun ettikten sonra kara kara düşünüyorum. Çıktım çıkmasına da nasıl ineceğim?. Hayvanlar genellikle başaşağıya iniyorlar ya ben tersini yapmalıyım diyorum ve çıktığım pazisyonda aşağıya iniyorum. Gözüme kestirdiğim bir noktada aşağıya atlıyorum hoooooop diye. Çocukluğuma dönmüştüm ve süper bir duyguydu…  Hakkı ağaçta bir tabelanın olduğunu ve buna tutunarak  poz vermemi istiyor. Aaaaaa bir de bakıyoruz ki tabela da ‘ağaçlara tırmanmayınız’ yazmıyor mu? J Koptuğum anlardan birisi de budur :)

 

 

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4532.jpg

 

Öğlen yemeğimizi yedikten sonra, Balık Kartalı’nı kendimize çekebilmemiz için Peter balık almamız gerektiğini söylüyor ve bunları temin ederek getiriyor. Melih hocam zaten tecrübeliydi bu açıdan da şanslıydık. Gölün kenarına indiğimizde Yalıçapkını, karabatakları öğlen yemeklerini yerken görüyor ve görüntülüyoruz. Diyorum ya ister istemez kuşçu oluyor insan buradaJ

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4685.jpg

 

Haydi rastgele,deyip öncelikle can yeleği, sonrasında ise yağmurdan korunma yeleği olarak kullanacağımız yeleklerimizi giyerek göle açılıyoruz. Teknede bir de yardımcımız var. Kartalların olduğu yere gidip önce ıslık çalıyor, sonra da torbadaki balığı göle atıyor. (Yalnız  adamın ıslığı pek kuvvetli değildi ve  bu işi Hakkı üstlenmek zorunda kaldı.) Sonrasında ise balıklarımızı martılar kapmaya başladı. Bu da yetmedi yağmur başlamasın mı? Benim en sevdiğim durumlardan birisi de  budur. Suyun üstündeyken ıslanmak (gerçi farketmez her durumda yağmurda ıslanmayı seviyorum :))

Hemen karaya çıkıp, yağmur dinince tekrar başlamayı düşünüyoruz. Çünkü ekipmanlarımız ıslanmaya başlıyor. Gözümüze kestirdiğimiz bir kıyıya yanaşıyor ve buraya bizim gibi sığınmış olan öğrencileri görüyoruz. İşte bir kısmet daha ayağımıza geliyor. Her şerde bir hayır vardırJ Çocuklar burada harika, meraklı ve fotoğraf çektirmeye de hevesliler. Seviniyoruz tabii.

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4554.jpg

 

 Yine bol fotoğraflı çekimlerden sonra, yağmurun biraz dinmiş olduğunu görerek tekrar  göle açılıyoruz. Önceleri güzel geliyor,  hatta kartalın balığı nasıl kaptığına da şahit oluyorum. Islıklarımızın gölün üstünde yankılanışı da çok güzel. Ama yağmur bir türlü bizi terk etmek istemiyor. Oy birliği ile karaya çıkmaya karar veriyoruz. Allah’tan yağmur yeleklerimiz var da bizi koruyorJ Hiç o turuncu yeleklerin beni bu amaçla koruyacağı aklıma gelmezdi.

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4702.jpg

 

Tesisten içeriye girerek üstümüzü değiştiriyoruz. Çünkü, artık buradan başka konaklayabileceğimiz bir tesis kalmamıştı.

Sanırım çok özleyeceğim  Kenya’yı ve grup arkadaşlarımı :)

Şimdi sıra bir diğer merak ettiğimiz yer olan Nairobi’deki Carnivore et lokantası. Burada sınırsız et yiyip, çeşitli etleri tadacağımız için heyecanlıyız. Yine çok şık ellerinde eldiven olan bir yerli bizi karşlıyor. Uzun ince bir yoldan geçerek restorantın içine giriyoruz. İlk önce bizim mangal başı gibi, bir mangal ile karşılaşıyoruz. Ama burada durum biraz farklı etler kocaman çelik şişlere dizilip pişirilyor ve çok sıcak. Etrafında oturmayı bırakın sıcaktan pek yaklaşamıyoruz bile. Bizim için ayrılan masaya geçiyoruz.  Önce ısıtılmış demir dökümden tabaklarımız önlerimize konuluyor.

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4723.jpg

 

Ekmek çeşitleri ve küçük şirin kaplar içinde yağ getiriliyor. Ortaya iki katlı, en üstünde etlere koyabileceğimiz soslarımızın bulunduğu, alt katında ise salata ve onun sosları yer alıyor. Bu soslar teker teker bize anlatılıyor. Hangi ete hangi sosu koyabileceğimiz hakkında bilgi veriliyor. Dikkatle dinliyoruz… Tabaklarımıza önce birer adet haşlanmış patates kabuklu olarak servis ediliyor, bunu kumpir hazırlar gibi hazırlayıp yiyoruz. Ve işte şölen zamanı, garsonlar sürekli ellerinde etlerle gelip, eti tanıtıp isteyip istemediğimizi soruyorlar. Yiyoruz da yiyoruz. Burak Doğansoysal için özellikle devekuşu köftesi yemeyi de ihmal etmiyoruz tabii. İçilen kahve ve çaylardan sonra oradan ayrılıp, dışarıya çıkıyoruz. Buradaki hediyelik eşya satan dükkanın önünde bir davul ile karşılaşıyoruz ve Melih hocam başlıyor çalmaya, üstelik çok da başarılıJ

 

C:\Users\GUNES\Pictures\KENYA KÜÇÜKLER\IMG_4752.jpg

 

Kurbağalar ötüyor diğer taraftanJ Daha uçağımızın kalkmasına çok var deyip Peter’ın bizim için seçtiği otele çay, kahve içmeye gidiyoruz. Hatta koltuklarda biraz da şekerleme yapıyoruz.

Uçuşa çok az kala buradan ayrılıp, yine Nairobi’nin bomboş sokaklarında havalimanına doğru ilerliyoruz. Çok mutlu, ama biraz buruk…

Uçağımız tam belirtildiği gibi 02:50’de havalanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla Türkiye sınırlarına girdiğimizi görüyorum. Torosların üzerinden uçtuğumu görmek ayrı bir keyif veriyor, sonra ise İstanbul havalimanına iniş ve Ankara’ya geçiş…

Son kertede; Kenya gitmeyi hayal ettiğim bir ülkeydi. Görmeyi ve yaşamayı beklediklerimden çok daha fazlasını gördüğüm için mutluyum.

Kasım ayında başladığım fotoğrafçılık sanatında ise bu yolculuk sayesinde çok hızlı yol katettiğimi düşünüyorum.

Kendimi çok şanslı hissediyorum, çünkü sabahtan gecenin ilerleyen saatlerine kadar aynı amaç için biraraya gelmiş bir grup ile olma fırsatını yakaladığım için

Teşekkür etmek istiyorum; Bana bütün ekipmanlarını kullanma fırsatı veren (vermez diyenlerin inadına) bilgisini paylaşan  Melih’e (vermez diyenlerin inadınaJ)

Bizim için çok güzel bir organizasyon ayarlayan Ecologic Travell sahibi Burak’a,

Havada ve karada bana yol arkadaşlığı eden, güzel şaraplarını ve bilgisini benim ile paylaşan, son derece beyefendi Soner Bey’e

Veeeeee

Benimle Nikon makinasını ve objektifini bile paylaşan, gezi boyunca, beni bilgilendirmeye çalışan, tanıdıkça ne kadar mütevazi ve yardım sever olduğunu anladığım komutanım Hakkı’ya….

İyiki bu geziye sizlerle çıkmışım, binlerce kere teşekkürler herşey için…

Yaban hayatı, fotoğraflamak veya güneşin en güzel doğup, en güzel battığı, trafikten uzak doğayla başbaşa olmak isteyenlerin, kesinlikle gidip görmesi gereken bir ülke Kenya…

SELAM VE SEVGİLERİMLE

GÜNEŞ ERDOĞAN

 

 

 

 


Dijital Akademi II. Kenya Fotoğraf Atölyesi

by melih 10. Ocak 2010 09:58

10 Ocak 2010  | 11 Ocak 2010 | 12 Ocak 2010| 13 Ocak 2010 | 14 Ocak 2010 | 15 Ocak 2010


Kenya gezisinin fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz

 

10 Ocak 2010 Pazar

Yola çıkarken...

Kenya'ya geçen gidişim üzerine 6 ay geçmiş. Ama gariptir, hafızamdaki görüntüler o kadar berrak ki, sanki geçen hafta gitmiş gibiyim. Geçen gidişimizde daha "turist" havasında gitmiştim, çünkü yanımızda Ecologic Travel'in kurucusu Burak Doğansoysal vardı ve Kenyayı çok iyi tanıyordu. Bu sefer tur lideri olarak gitmem beni biraz heyecanlandırsa da, çok iyi bir gezi olacağını tahmin ediyorum.

Bu sefer bavullarımı hazırlarken geçen seferki gibi orada işe yarayıp yaramadığını bilmediğim ıvır zıvırı almadım. İki orta ağırlıkta bavul, bir tanesi orada günlük hayatı sürdürmek için eşyaların dolu olduğu, diğeri de fotoğraf makinası ve diğer ekipmanların olduğu iki çanta. Fotoğraf çantasını yerleştirirken dikkat ettiğim bir  nokta, en az bir makinanın adaptörünü yanıma kabin çantasına alıyorum ki olur da bagaja verdiğim bavul kaybı olursa, hiç olmazsa bir makinayı orada kullanabileyim..

Tur programı

Bu tur geçen turdan biraz daha kısa, tesislerde birer gün daha az geçireceğiz, bu yuzden de iyi planlama yapmak önemli. Turun ana hatlarıyla planı şu şekilde:

(Tura katılacak fotoğrafçılara gönderdiğim mesajdan alıntıdır)

Pazar gunu 18:35'te ucaga bilnecegiz, ve buyuk ihtimalle gece 2:30  ta rehberlerimiz bizi alanin kapisinda karsilamis olacaklar. Burada butun gezi boyunca icinde otellerden bile daha uzun zaman gecirecegimiz araclarimizla tanisiyoruz. Donuste tekrar bu alana gelene kadar bu araclar bize tahsis edilmis durumdalar. Alandan Nairobinin merkezine gidecegiz. Yol boyunca devasa billboardlarda ingilizce reklamlar goruyoruz.  Her zaman karsilastigimiz bir sehir merkezinden farkli degil cevre.  Merkezdeki otelimize variyoruz.. Daha once ekvatorun guneyine gecmemis olanlar varsa gittigimiz yer ekvatorun sadece bir derece guneyinde.. Eger inanmazsaniz, odalarimiza ciktigimiz zaman lavabonun suyunun saat yonunde bosaldigini kontrol edebilirsiniz :) (aslinda bu bir sehir efsanesi tabii, bu kadar kucuk bir kapta akan suyun yonunun dunyanin hangi tarafinda oldugumuzla ilgisi yok - kasirgalarin yonunden bahsetseydik, o zaman dogru olurdu:))

Burada kisa bir konaklama yapiyoruz ve yolun yorgunlugunu biraz atiyoruz. Sabah kahvaltinin ilk ciktigi saatte kahvalti salonunda oluyoruz, kahvaltimizi ediyoruz, ve Naivasha'ya dogru yola cikiyoruz.

Bir saat içinde Naivasha'ya variyoruz, ve bir sure Country Club'in bahcesinde dolasiyoruz, sonra teknemize binip gole aciliyoruz, bu golde su aygirlari, balik kartallari ve muhtelif kus turleri yasiyor. Yalicapkinin iki turunu burda rahatca gormek mumkun ki bir tanesi ulkemizde yasamiyor (alaca yalicapkini ve 'dev' yalicapkini),

Yaban hayatla olan bu ilk temasimizdan sonra araclarimiza binip iki bucuk saat uzakliktaki Nakuru golune gidiyoruz. Nakuru, Istanbul'da yasayan arkadaslar icin 'Buyukcekmece Golu', İzmirde yasayan arkadaslar icin "Gediz Deltasi", Ankara'dan gelecek arkadaslar icin de "Mogan Golu" benzeri bir yer. Sehrin neredeyse icinde bir alan. Nakuru milli parkina girdikten sonra, otele gitmeden "Babun tepesi"ne gidip, gezecegimiz golun nasil bir yer olduguna tepeden bakiyoruz.  Sonra otele yerlesip ogle yemegimizi yiyoruz. ve esyalarimizi koyup aksama kadar golu dolasiyoruz. Aksam yemegi icin otele donuyoruz, fotograflarimiza bakip uzerinde konusuyoruz. Fotograf cekerken cozemedigimiz sorunlari belirleyip ertesi gunu nasil giderecegimize bakiyoruz. Sonra odalarimiza gidiyoruz. Gorduklerimizin heyecanindan gozumuze uyku girmeden sabah oluyor. Sabah gunes dogmadan hemen once kalkiyoruz. Bavullarimizi hazirliyoruz. Sonra yemek kutularimizi alip gezmeye cikiyoruz. Ogleye kadar dolasiyoruz. Ve Masai Mara ya dogru yola cikiyoruz. Bu yol 5 saat gibi bir sure aliyor, ve Masai Mara'ya aksam gunes batarken variyoruz. Eger zamanında varirsak, meshur "akasya agaci, batan gunes ve safari arabasi" fotografini cekebiliriz belki. Daha sonraki gunlerimiz Masai Mara'da geciyor. Burada uc gece kaliyoruz. Her gun farkli bir heyecanla yola cikiyoruz, ve son gunun ogle vakti, Nairobi'ye dogru yola cikiyoruz. Nairobi'de "Carnivore" adindaki meshur bir et lokantasinda siz 'dur' diyene kadar et getiren garsonlara karsi bir irade sinavi veriyoruz. Surekli bir takim musterilerin basina gidip "jambo" sarkisini soyleyen restoran calisanlarini seyrediyoruz ve masadan birinin dogum gunu oldugu icin bu merasimi yaptiklarini farkediyoruz. Sonra aramizdan birinin dogum gunu oldugunu soyluyoruz, gelip bize de sarki soyluyorlar.

Karnımız tok bir sekilde vakit kalirsa bir cafe'ye, kalmazsa alana gidiyoruz, rehberlerimizle vedalasiyoruz ve ucagimiza binmek uzere islemlerimizi yapip sabah 9:00 gibi memlekete geliyoruz.

 

Şu anda alanda uçağa binmeyi bekliyorum. Ankara - İstanbul uçuşundan sonra da 6:35 te İstanbul - Nairobi uçuşu yapıp sabaha karşı  Kenya'ya ulaşmış olacağız.

 

11 OCAK 2010 Pazartesi
 
Yaban Hayatla ilk temas

Kenya uçağının üç saatlik rötarı nedeniyle 2:30 da varacağımız Nairobi'ye saat 5:20 de ancak vardık. Otelimize gidip biraz dinlendikten sonra kahvaltımızı edip Naivasha'ya doğru yola çıktık. Naivasha Nairobiye yakın, yaklaşık bir saat uzaklıkta. Bu nedenle sayfiye yeri olarak kullanılıyormuş zaten. Country Club bu bölgedeki sayfiye yerlerinden biri. Muhteşem bahçesi ilk girdiğimiz anda herkesi büyüledi. Balık kartallarını çekmek için çıkacağımız tekne turu, üzerimizden geçen balık kartalları, yanımızda avlanan yalıçapkınları nedeniyle biraz gecikmek durumunda kaldı. Tekne turunu tamamladıktan sonra, tekrar kendimizi muhteşem bahçede bulduk. Vildan Hanım ortalıkta uçuşan kelebekleri görünce kendini kaybetti. Uzaktan görenler oyuncakçı dükkanına gelmiş bir çocuk sanırdı.. Uzunca süre o kelebeklerin, ben de onun peşinde koştum :)... Sonunda oradan ayrılmaya razı oldu ama bahçeden kapıya gidene kadar "Aman tanrım dört beyaz bir sarıyı kovalıyor".. "Çiftleşirken havada uçuyorlar!" diye ana yoldan kopup tekrar bahçeye döndü. Sonunda herkes bir araya toplandı ve Nakuru Milli Parkına bir saatlik bir yolculuk sonucunda ulaştık. Gidip odalara yerleştik, öğle yemeği yedik ve ondan sonra araziye çıkabildik.

İlk gördüğümüz hayvan bir siyah gergedandı.  Bu gergedan oldukça küçük ve utangaç bir gergedan türüymüş. Çalıların arasından pek çıkmayan bir hayvan olduğu için de görülmesi zormus. İlk gördüğümüz hayvanın böyle zor görülen bir hayvan olması bizi sevindirdi ve umutlandırdı. Daha sonra bölgenin yaygın sakinlerinden ceylanları, impalaları ve waterbuck denen daha iri impala türlerini izledik. Zebraların da boy göstermesiyle çekilen fotoğraf sayısı iyice arttı. Gün boyunca dolaşırken bol bol da beyaz gergedan gördük, hatta bir kaç metre gibi bir  mesafe de yaklaşma olanağı bulduk. Aslında "o bize yaklaşma olanağı buldu" demek daha doğru olur. Bizim araçlardan biri yolda dururken hayvanlar arabaların tam önünden yolun karşısına geçmeye karar verdi. Bu arada bir babun sürüsü bize eğlenceli pozlar verdi..Yol boyunca buffalo ve zürafalarla karşılaştık. daha sonra göl kenarına gidip flamingoları izledik.

Rehberimiz Peter normal şartlarda biz bir yerde fotoğraf çekerken pek zorlamaz. Ne zaman "tamam gidelim" dersek o zaman hareket eder. Ama bu sefer "hadi kuşları başka zaman görürür, bugün kedilere bakalım" diye bizi arabaya geri çağırdı. O böyle bir şey söylediği zaman dinlemek gerekir :).. Nitekim gittiğimiz yerde, bir leopar çıktı karşımıza. Çok çalıların arasındaydı. Onun yerinden çıkmasını bekledik ancak güneş batmak üzereydi ve leopar da pek yerinden çıkmaya niyetli değildi doğrusu. Sonradan farkettik ki, kedi bir impala avlamış ve o çalıların arasına saklamış. Ancak beklemelerimiz sonuç vermedi, bu yüzden yoğun geçen bir ilk günün sonunda, giriş saatini geçirmemek için hızlı bir şekilde kalacağımız otele geri döndük.

Akşam yemeğinden sonra cafenin bahçesinde yaktıkları ateşin etrafında oturup çektiğimiz fotoğraflara baktık, sıkıntılar ve yanlışlar üzerinde birazcık konuştuk ama çok yoğun bir günün sonu olduğu için herkes çok yorgun olduğu için erkenden yattık.

 

12 Ocak 2010 Salı

"Lion in the tree, leopar on the ground"

SAbah 6:15'te araçlarımıza bindik ve turumuza başladık. Bugün öğle zamanında Masai Maraya doğru  yola çıkacağımız için kahvaltı ve öğle yemeklerini kutu içinde yanımıza aldık.  İlk durak, dün yemeğinin başında bıraktığımız leopardı. Yolda giderken gördüğümüz gergedan ailesi, yanında sığır balıkçılları sürüleriyle dolaşan buffalolar, nil kazları ve zürafalar günün güzel geçeceğinin işaretleriydi. Leoparın olduğu yere vardığımızda dün farketmediğimiz bir impala ölüsü daha gördük aynı yerde. Peter bize leoparın impalayı çalılıklara sürüklerken bıraktığı izleri gösterdi. Bir süre bekledik ama gelen giden olmadı. Biz de çıkarıp kahvaltımızı yapmaya başladık. Daha önce sorsalar "beş metre uzağında leopar tarafından avlanmış iki impala varken yemek yer misin diye cevap bie vermez, "öyle şey olur mu yahu" derdim. Ama işte bizim araçtaki herkes kutularını çıkardı afiyetle kahvaltısını etti. Diğer aracımız da bizi takip edip leoparın avlarının olduğu yere gelmişti. Birden ortaya bir çakal çıktı ve avlara doğru yaklaşmaya başladı. herhalde kokularını almış olmalıydı. Bir taraftan yaklaşıyor, biz fotoğraflarını çekiyoruz. Sonra dönüp gidiyor, bir yay çizip bu sefer öbür taraftan etrafı kolaçan ediyordu. Araçlar arka arkaya durduğu için ben diğer aracın şoförü Mike'a "E nerde, gösteremediniz leoparı" diye takıldım. O da "dur çağırayım" diyip "gel leopar" dedi.. Tam bu anda bizim arabada Güneş "leopar geldi burda!" diye hafif bir çığlık attı. Gerçekten de tesadüfün bu kadarı, biz Mike ile şakalaşırken leopar çıkp geldi. ya da orada yatıyordu ve biz görmüyorduk, çakaldan rahatsiz oldu da kalktı. Sonra gidip impalalardan birini yemeye başladı. Bizim kahvaltımız daha bitmemişti, böylece bugünkü kahvaltımızı 5 m ötemizdeki bir leoparla beraber yapmış olduk. Hayvanın yemek yerken çıkardığı sesleri duyacak kadar yakındaydık. Çok fazla fotoğraf çekecek bir açı olmadı ama, yine de orada iki saat geçirdik ve enteresan bir tecrübeydi. Daha önce yerde beslenen bir leopar görmemiştim. Peter eğer güvenli bir alan bulursa bu hayvanların yerde de beslendiğini söyledi.

Leopar yemeğini yedikten sonra istirahate çekildi, yattı, biraz yalandı, sonra da yatmaya devam etti. Biraz bekledik ama pek kalkmaya niyeti yoktu, bu yüzden sonra bakmak üzere oradan ayrıldık. Yolumuza devam ederken, küçük bir kuş fotoğrafı da çektik ve kus yalıçapkınına çok benziyordu. Ancak bulunduğumuz ortam ormanlık olduğu için hiç umulmadık bir yerdeydi kuş. Peter'a sorduğumda "benim de burda ikinci görüişüm" dedi. Yol üzerinde bizi çok yakında olan zürafalar bekliyordu. Yine otları koparıp çiğnemelerinin sesini duyabilirdiniz. Yol üzerindeki bütün hayvanlar bir tatil göünündelermiş gibi bir dinlenme halindelerdi. Babunlar açık araziye yayılmış piknik yapıyorlar, küçükler birbirini kovalıyor, zebralar yere uzanmış, gergedan ailesinden iki fert oturmuş keyif çatıyor. GÜneş kendini iyice göstermiş hafif hafif ısıtıyor.. Tam bu anda bir aslan grubu gördük. İki erişkin ve bir yavru bir ağacın gölgesinde bir şey yiyorlardı ama biraz uzaktaydı. Çok fazla fotoğraf çekmeden uzaktan seyrettik. Sonra farkettik ki, ağacın tepesinde bir aslan daha var. Butun kol ve bacaklarını daldan aşağı sarkıtmış, tam keyif modunda yatıyordu. Peter kendi kendine "Lion in the tree, leopar on the ground" (aslan ağaçta, leopar yerde) dedi. Gerçekten de çok garip bir duruma şahit olduk, çünkü aslanlar  çok ender ağaca tırmanır, leoparlar da avlarını ağaca çıkarmalarıyla meşhur hayvanlarmış. Biz  tam tersi durumu aynı gün içinde gördük.

Ortalıkta biraz daha dolanıp daha sonra kısa bir duraklama için yol üzerindeki otele uğradık. Diğer araçtaki Cevat Bey,Vildan Hanım ve Rüştü Bey bizden önce gelmişler, ve oteldeki kuş ve kelebekleri çekiyorlardı. İnsan dikkat etmiyor, etrafta gerçekten o kadar çok kelebek vardı ki. Daha sonraki yazışmalarımızda Burak da aynı şeyi söyledi, o da farketmemiş o kadar kelebek olduğunu. her zamanki gibi Vildan Hanım'ın koluna girip araca doğru getirdikten sonra Masai Maraya doğru yola çıktık. Akşama kadar yolda olacağız..

13 Ocak 2010

Masai Mara

Masai Mara'da kalacağımız otel daha önce kaldığımız otelden çok farklı bir yer. Odalarının etrafında duvarlar yok. Aslında birer çadır. Fakat oldukça lüks ve içinde banyo ve tuvaleti de olan çadırlar. Duvarlarının yerinde çadır bezi var. Bu yüzden gece yattığınızda, dışardaki bütün sesleri duyabiliyorsunuz. Bu yazıyı yazdığım şu anda dışarıda sırtlanların seslerini duyuyorum.

Sabah 6:00 da sabah kurabiye ve kahvemizi içeceğimiz yerde buluşup 6:15  te araçlarımıza geçtik. Ben tam "burası milli parkın içinde olduğu için, çıkar çıkmaz bir şeyler görebiliriz" diyordum ki, rehberimiz Peter "ilerde aslan var" dedi. Hava daha doğru dürüst aydınlanmamış durumdayken aslanı görmeye çalıştık ama önce pek başarılı olamadık. Sonra anladık ki bir aslan yok, üç erişkin erkek aslan, bir buffalo ölüsünün başındalar. herhalde geceden av yapmışlar ve birazını da yemişler. Aslanlar buffalonun başında dururken, uzaktan bir sırtlan sürüsü gelmeye başladı. Aslanlar sinirlendi, sırtlanlar onlara bağırdı, sonra marabu leylekleri ve bir kaç çakal da eklenince ziyaretçilere, aslanlar bırakıp geri çekildiler. Bizim bulunduğumuz yola doğru yürüyüp uzaktan izlemeyi tercih ettiler. Ama bazen dayanamayıp bufaloya doğru hızla koşarak etrafına toplanmış hayvanları kaçırıyorlardı. Bir süre orada kaldık ve bir yandan izleyip bir yandan çok az olan ışıkta fotoğraf çekmeye çalıştık. Ardından aslanlar ortamı terk etti, ve meydanı sırtlan, marabu leyleği, çakal, akbaba ve kartallara bıraktılar. Biz de bir süre daha izleyip yolumuza devam etmeye karar verdik.

SAbah oldukça serin oluyor. Hatta ben bir ara üzerime arabanın arkasına bıraktığım paltoyu bile giydim. Günün etkinliği Bush Breakfast denen, arazide yapılan kahvaltı. Adına bakınca herkesin tahmin ettiği şey, yere bir örtü serilecek, biz de oturup kutulardan çıkan yiyecekleri yiyeceğiz. Ancak kahvaltı alanına gidince bu beklenti yerini büyük bir hayrete bırakıyor, çünkü ortamda bir masa, iki garson, bir aşçı eşliğinde, açık büfe bir kahvaltı bekliyor bizi. Ortamda silahlı rangerlar da var, eğer bazı hayvanlar da kahvaltısını bizimle yapmak isterse diye.

Kahvaltıdan sonra yine dolaşmaya başlıyoruz, ama bu sefer Peter büyük bir hızla gidiyor. "Bir şey deneyeceğiz" diyor. artık biliyoruz ki bir yerde birileri önemli bir tür görmüş, onu görmeye gidiyoruz. Geldiğimiz yerde büyük bir ağaç duruyor, ağacın dalında da bir leopar yatıyor. Leopara çok yakınız ve çok da iyi bir açımız var. Bu yüzden rahat rahat çekiyoruz fotoğraflarını. Leopar da hiç keyfini bozmadan yatıyor ayaklarını dallardan slaanndırmıs. Aradan bir süre geçtikten sonra kalkmaya karar verdi, kalkıp ağaçtan indi. Sonra dönerek bizim durduğumuz yola yöneldi, arabaların arasından geçti ve bizim  arabaya 3 m mesafeden karşıya geçti. Gözden kaybolurken doğrusu şikayet edecek bir durumumuz yoktu.

Bugün hedefimiz Mara Nehrine gitmek ve orada yürüyüş yapmak. Mara nehri her sene tekrarlanan meşhur büyük göç'te Gnuların geçtiği ve geçerken de timsah ve diğer yırtıcıların onları tuzağa düşürmeye çalıştığı nehir. Nehre ulaştığımızda bizi bir ranger karşılıyor. Elinde silahı önümüze düşüyor  ve bize su kenarında yatan hipopotamları ve timsahları gösteriyor. Herhalde uzun zamandır suyun kenarında yatan su aygırı ailesi kadar sevimli bir şey görmemişimdir. Bu koca hayvanların sırtları gri ama yatarken ortaya çıkmış ki karınları pembe. Bir de ağızlarının kenarları yukarı kıvrık, bu yüzden her biri tebessüm ediyormuş gibi görünuyor. Mara nehrini fotoğraflayıp öğle yemeğimizi yiyeceğimiz yere geldik. Burası bir m aymun cenneti. Vervet maymunu denen, son derece sevimli görünümlü maymunlar siz öğle yemeğinizi yerken gelip yanınızda yemek atmanız için yalvarıyorlar.. Ancak atmazsanız da yemek kutusuna atlayıp hızla bazı yiyecekler çalmaktan da geri kalmıyorlar. Yemeğimizi maymunlarla birlikte yedikten sonra tekrar geri dönüyoruz.

Yolda fil, zürafa, bir sürü kuş ve daha önce görmediğimiz en küçük ceylan türü "dik dik"in de fotoğraflarını çeke çeke otelimize doğru ilerliyoruz. Gün batımı çekmek için Peter bizi her zamanki yere götürdü ama ufuk çizgisi bulutlu olduğu için anlaşıldı ki oradan düzgün bir gün batımı çekemeyeceğiz. Bu yüzden bir süre ileri geri doğru bir açı bulmak için gidip geldik. Sonunda güzel bir açı bulup istediğimiz fotoğrafları çekmeyi başardık ve hava kararırken otelimize döndük.

Günün acı gerçeğiyle otelde karşılaştık, Afrika güneşini hafife almışız ve hava tüm gün bulutlu olmasına rağmen hepimiz yanmışız. Ertesi günü güneş görünmese de şapkalarımızı kafamızda tutmaya ve yüksek faktörlü kremlerimizi iyice sürmeye karar veriyoruz.


Ekip son derece uyumlu çok keyifli bir gezi oluyor. Cevat Bey en tecrübeli olan fotoğrafçı ve kuşlarla daha çok ilgileniyor. Zaten fotoğrafçılığın en zor dallarından biri olan kuş fotoğrafçılığı yaptığı için konuya çok hakim. Vildan Hanım ve eşi Rüştü Bey bir kaç senedir fotoğraf çekiyorlar ve ilgi alanları kelebek ve makro fotoğraflar. Onlar için önemli olan flaş kullanımı konusunda biraz konuştuk, ama diğer konularda oldukça tecrübeli ve rahatlar. Şansliyiz ki yüzlerce tür kelebek ve kuş var burda. Bu yüzden de binlerce kare fotoğraf çekiliyor bir günde. Burcu zaten fotoğrafçılıkla aktif olarak ilgileniyor. Hemen hemen her konuda bilgisi var, sadece bir kaç detay ve yaban hayatı çekerken dikkat edilmesi gereken konular üzerinde konuşmamız yetti. Birbirinden güzel fotoğraflarla dönecek bu geziden. Güneş buraya gelirken fotoğraf çekmeye yeni  başladığını söylemişti, ama çok hızlı bir şekilde fotoğrafın temellerini öğrenip çok güzel fotoğraflar çekti. Zaten fotoğrafa yeni başlayan birisi için burada öğrenmek büyük bir avantaj.


14 Ocak 2010

Masai Mara'nın Bereketi


Bugun sabah 6:00 da herkes yine kahve ve atıştırmalık keklerin yanında buluşup 6:15'te hareket ettik. Hava ağarana kadar etrafta artık aşina olduğumuz türlerle vakit geçirdik (hatta "bizim impalalarmış" dedim bir kere sanki fotoğrafını çekince arkadaş olmuşuz gibi). Sonra rehberlerimize çita görmek istediğimizi söyledik. Masai Mara'da tüm rehberlerin kullandığı  bir telsiz ağı var, rehberlerden birisi bir türe rastgeldi mi, onu anons ediyor. Bütün araçlarda duyuluyor bu anons. o yüzden eğer önceden rehbere ne görmek istediğinizi söylerseniz o da görmek istediğiniz türün anonslarını dinliyor. Bu yüzden garanti olmasa da istediğiniz türü gün içinde görme şansınız yükseliyor.

Çita arayarak giderken, deve kuşlarına rastlıyoruz. Dişi ve erkekler ortalıkta dolanıyor, arasıra kanatlarını kabartıyorlar. Biraz ilerde yerde iki kartal görüyoruz. Bir impala ölüsünün başındalar. Ortalıkta da dört tane çakal leşe yaklaşmaya çalışıyorlar ama aralarında da kavga ediyorlar bir yandan. Biz tam kartallara yaklaşıp fotoğraflarını çekmeye başlarken çakallar geliyor ve kartalları kaçırıp impalayı kapıyorlar. İki çakal impalayı çekiştiriyor. Sonunda biri kurtarıp tam bizim önümüzde afiyetle yemeye başlıyor. Hayvanların bizi yine umursadığı yok. Artık kaç poz çektiğimizi unutana kadar çekiyoruz çakalların hem birbiriyle hem de impalayla olan maceralarını.

Oradan uzaklaşıp çita aramaya devam ediyoruz. Bir yere geliyoruz. "Çita bu çalılıkların içinde" diyor Peter. Beklemeye başlıyoruz, ama gelen giden yok. Bir süre bekledikten ve bu arada kahvaltımızı da ettikten sonra Masai Köyüne gitmeye karar veriyoruz. Masai Köyü Masai Mara yaban hayat rezervinin dışında, masai yerlilerinin yaşadığı bir çok yerleşim yerinden biri. Köye gelince bizi şefin oğlu karşılıyor. Etrafı tanıtıyor. Kenya'da resmi dillerden biri ingilizce olduğu için okula giden herkes ingilizce konuşuyor. bu yüzden şefin oğluyla anlaşma konusunda bir sorun yaşamıyoruz. Köye girince kadınlar bize evlilik merasimlerinde oynadıkları oyunları oynuyorlar. Aralarına bizim ekipteki hanımları da alıyorlar. Hep beraber oynuyorlar. Sonra sıra erkeklere geliyor. Törenlerini yaptıktan sonra sıra zıplamaya geliyor. Aralarında yarışmak için zıpladıklarını anlatıyor şefin oğlu. Bizi de alıyorlar, biz de zıplıyoruz ama dereceye giremiyoruz. Sonra geleneksel yöntemlerle ateş yakıyorlar, evlerini gezdiriyorlar ve en son hazırladıkları takıları satmaya çalışıyorlar. Oldukça fazla alışveriş yapıyoruz. Maskeler, takılar ve el işleri alıyoruz. Sonra biraz ilerdeki ilkokula gidiyoruz. Okulda 500 masai çocuk okuyormuş. Sınıflarına gidiyoruz. Büyük sınıflar bizi gördüklerine pek memnun olmamış görünuyorlar. Belki bizim yüzümüzden değil de tahtada uzun uzun yazan "Solunum sistemi Nedir" yazısından da olabilir tabii bu memnuniyetsizlik. Pek fotoğraf çekmiyoruz, öğretmenleri okuldan bahsediyor. Yaklaşık 40 çocuğa bir öğretmen düşüyormuş ki pek de fena bulmuyoruz. Küçük sınıflar bize ingilizce alfabeyi ve sayıları sayıyorlar. Daha sonra köyden ayrılıyoruz.

Tekrar çita aramaya geri dönüyoruz ki, Peter hemen "işte çitalar" diyor. Bakıyoruz gerçekten biri erişkin diğeri henüz genç bir çift çitayla karşılaşıyoruz. Uzaktaki impalaları gözetliyorlar. "Av yapacaklar" uyarısıyla dikkat kesiliyoruz. Erişkin olan çok da hızlanmadan impalaların üzerine doğru koşuyor ama hayvanlar hemen dağılıyorlar. Bunun üzerine ortalıkta yatıp dinlenmeye başlıyorlar. Bir süre yattıktan sonra uzaktan gelen iki ceylana dönüyor ilgileri. Ortamdaki çalıların arkasına o kadar ustalıkla saklanıyorlar ki, biraz önce görmemiş olsak orada çita bulunduğunu anlamak imkansız. Uzunca bir süre bekliyoruz. erişkin yavaş yavaş ceylanlara yaklaşıyor. Biz de seyrediyoruz. Bu arada biz beklerken etrafımız zürafa doluyor.20 kadar zürafa arasıra besleniyor, bazen biblo gibi duruyor, bazen de koşuyorlar. BU arada ceylanlar da yaklaşan çitayı farkedip koşar adım uzaklaşıyorlar ortamdan. Sonra da dönüp bir süre bağırıyorlar çitalara. Çitalar da iyice ısınan havadan kaçmak için bir ağaç gölgesinde yatıyorlar. Biz de arabaları yanlarına çekip fotoğraf çekiyoruz. Sonra karnımızın acıktığını farkedip öğlen yemeğimizi çıkarıp çitaların yanında yiyoruz. o sırada çitaların fotoğrafını çekmeye  gelen bir araba bizi görünce şaşırmış olmalı çünkü 5m yanımızda iki çita duruyor, bizden kimse fotoğraf çekmediği gibi bazılarımızın arkası dönük yemek yiyoruz.

Çitaları yatar vaziyette bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Bir açıklıkta sekreter kuşu görüyoruz. Upuzun  bacakları olan komik bir kuş bu. Bir süre onu izleyip yolumuza devam ediyoruz ve bir ağacın altında üç aslanla karşılaşıyoruz. İkisi miskin miskin uyuyor, diğeri de sakin sakin bir et parçasını kemikleri çatır çutur kıra kıra yiyor. Bize aldırış etmiyorlar, biraz fotoğraf çekip yolumuza devam ediyoruz. Artık dönüş yoluna çıkmışken Peter 100m uzaktaki bir ağacı gösteriyor, "Leopar" diyor. Ağaçta nokta gibi görünen şey meğer leoparmış. Hemen yanına gidiyoruz. Hayvan umursamaz bir şekilde ağaçta oturuyor. Sonra kalkıp yukarı dallara tırmanıyor ve yatıyor. Güzel ışıkta, sakin sakin acele etmeden, ayarlarımızı kontrol ederek fotoğraflarımızı çekiyoruz. Diğer arabalar gelirken biz oradan ayrılıyoruz.

Güneş batışı çekmek için dün bulduğumuz yere giderken, Bir  akasya ağacının altında dinlenen bir erkek aslan görüyoruz. Batan güneşe karşı oturuyor. Cevat Bey "şimdi onu esneteceğim" diyor. Esnemeye başlıyor. Bir süre sonra hakkaten de aslan ağzı ayrılırcasına esniyor. Esnemek gerçekten bulaşıcıymış.

Güneş batışı için tepeye çıkıyoruz, fotoğraflarımızı çekip otele dönüyoruz. Yarın son günümüz, sabahtan öğleye kadar gezeceğiz ve saat birde Nairobiye doğru yola  çıkacağız.


15 Ocak 2010

Son gün sürprizi


Bugün sabah 7:30 da çıkacağız, önce otelde kahvaltımızı ediyoruz. Cevat Bey, Vildan Hanım ve Rüştü Bey otelde kalıp kuş ve kelebekleri çekmek istiyorlar. Biz de Burcu ve Güneş'le beraber araziye çıkıyoruz.

Yolda giderken birden karşımıza 15 bireylik bir fil sürüsü çıkıyor.Üç küçük yavru ve erişkinler besleniyorlar. İki fil karşılıklı geçmiş hortumlarını birbirine dolamış duruyorlar. Peter onların bunu selamlaşmak için yaptıklarını söylüyor. Sonra güneş tutulmması olduğunu farkediyoruz. Ancak ne yazık ki kısmı tutulma var. Ay güneşin önünü kapatıyor ama bizim bulunduğumuz yerden tam kapatamıyor. Dibimizde duran filleri bırakıp güneş fotoğrafları çekmeye başlıyoruz.

Yola devam ederken Masai Mara'da en kolay gördüğümüz kuş "leylak göğüslü gökkuzgun" çıkıyor karşımıza. O da kaçmıyor diğer hayvanlar gibi. Yemyeşil fon eşliğinde onun da fotoğraflarını çekip devam ediyoruz. Çalılık bir alana gidiyoruz. Peter burada aslanlar olduğunu söyluyor, gerçekten de bir çalının dibinde üç aslan yatıyor. Burda olduğumuz süre içinde aslanları gayet aktif gördüğümüz için pek de fazla ilgimizi çekmiyorlar. Yola devam ediyoruz, yeni uyuklayan aslanlar görüyoruz.  Onlarla da fazla oyalanmıyoruz. Bir süre daha gezip bir kaç yüz bireylik bir buffalo sürüsüne rastlıyoruz. Onları da izleyip fotoğraflarını çektikten sonra Peter artık bir yer bulup öğle yemeği yememiz gerektiğini ve sonra yola çıkacağımızı söyluyor. Biraz hüzünlü bir şekilde kendimize bir ağaç gölgesi ararken Peter "Gergedan" diye bize işaret ediyor.  Üç tane gergedan biraz ilerde  besleniyor. Tabii hemen makinalar çıkıyor ve o tarafa doğru gidiyoruz. Bir süre sonra bize ekibin kalanı da katılıyor. Gergedanları çekiyoruz, bir dişi bir erkek ve bir yavrudan oluşan bir aile. 1500km karelik Masai Mara'da bu hayvanlardan 22 tane olduğu düşünülürse hiç fena sayılmaz şansımız. Kocaman bir sosis ağaçının altında neşeli bir şekilde öğle yemeğimizi yiyip birbirimize çektiğimiz fotoğrafları gösteriyoruz. Yemek bittikten sonra Nairobi'ye doğru yola çıkıyoruz. Milli park sınırları içindeyken birden bir çalının arkasından bir gergedan daha çıkıyor. Yola o kadar yakın ki, fotoğraf çekerken Peter motoru  durdurmuyor, "bu hayvanlar tehlikeli olabilir arabalara" diyor. Benim makinamda tele objektif takılı olduğu için çekemiyorum hayvanı, kompakt makinamla çekiyorum. Sonra neyse ki biraz uzaklaşıyor da Peter motoru durduruyor, ben de tele objektifle çekebiliyorum :)

Sonra park sınırlarından çıkıyoruz unutulmaz bir Masai Mara gezisini arkamızda bırakıyoruz.

Görülen türler düşünüldüğünde çok başarılı bir gezi oldu. Düşünün ki en zor görülen leoparı ve gergedanı sadece birer gün görmeden geçirdik. Onun dışında her gün mutlaka birinden birini gördük. Aslanları av başında görüntüledik, neredeyse bütün hayvanları aksiyonla beraber görüntüledik.

Bir dahaki gezi Ağustos ayında, bu sefer tamamı Masai Mara'da, milyonlarca hayvanın göç ettiği zamanda olacak.






Kategoriler: Çekim Gezileri

Etiketler: , , ,


Dijital Akademi Kenya Fotoğraf Atölyesi

by melih 10. Temmuz 2009 23:10

 Dijital Akademi'nin fotoğrafçılarla yerinde hem fotoğraf öğrenmek, hem de bol bol fotoğraf çekmek için Kenya'da fotoğraf atölyesi düzenliyor.

Bu geziyi canlı olarak gün gün buradan takip edebilirsiniz.

Dijital Akademi Afrika Güncesini okumak için tıklayın


 

Hakkında       Ulaşım       Seminerler       Takvim

Her Hakkı Saklıdır. 2009 Melih Özbek Dijital Akademi
Dijital Akademi Blog için Blogengine.net altyapısı kullanılmıştır.
Güneş Sok. No:6/1 Kavaklıdere Ankara
Tel: 0 312 467 3644