Dijital Akademi Blog'dan:Blog Anasayfa | Blog Arşivi
BLOG MENÜ
Arama                 

Dijital Akademi II. Kenya Fotoğraf Atölyesi

by melih 10. Ocak 2010 09:58

10 Ocak 2010  | 11 Ocak 2010 | 12 Ocak 2010| 13 Ocak 2010 | 14 Ocak 2010 | 15 Ocak 2010


Kenya gezisinin fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz

 

10 Ocak 2010 Pazar

Yola çıkarken...

Kenya'ya geçen gidişim üzerine 6 ay geçmiş. Ama gariptir, hafızamdaki görüntüler o kadar berrak ki, sanki geçen hafta gitmiş gibiyim. Geçen gidişimizde daha "turist" havasında gitmiştim, çünkü yanımızda Ecologic Travel'in kurucusu Burak Doğansoysal vardı ve Kenyayı çok iyi tanıyordu. Bu sefer tur lideri olarak gitmem beni biraz heyecanlandırsa da, çok iyi bir gezi olacağını tahmin ediyorum.

Bu sefer bavullarımı hazırlarken geçen seferki gibi orada işe yarayıp yaramadığını bilmediğim ıvır zıvırı almadım. İki orta ağırlıkta bavul, bir tanesi orada günlük hayatı sürdürmek için eşyaların dolu olduğu, diğeri de fotoğraf makinası ve diğer ekipmanların olduğu iki çanta. Fotoğraf çantasını yerleştirirken dikkat ettiğim bir  nokta, en az bir makinanın adaptörünü yanıma kabin çantasına alıyorum ki olur da bagaja verdiğim bavul kaybı olursa, hiç olmazsa bir makinayı orada kullanabileyim..

Tur programı

Bu tur geçen turdan biraz daha kısa, tesislerde birer gün daha az geçireceğiz, bu yuzden de iyi planlama yapmak önemli. Turun ana hatlarıyla planı şu şekilde:

(Tura katılacak fotoğrafçılara gönderdiğim mesajdan alıntıdır)

Pazar gunu 18:35'te ucaga bilnecegiz, ve buyuk ihtimalle gece 2:30  ta rehberlerimiz bizi alanin kapisinda karsilamis olacaklar. Burada butun gezi boyunca icinde otellerden bile daha uzun zaman gecirecegimiz araclarimizla tanisiyoruz. Donuste tekrar bu alana gelene kadar bu araclar bize tahsis edilmis durumdalar. Alandan Nairobinin merkezine gidecegiz. Yol boyunca devasa billboardlarda ingilizce reklamlar goruyoruz.  Her zaman karsilastigimiz bir sehir merkezinden farkli degil cevre.  Merkezdeki otelimize variyoruz.. Daha once ekvatorun guneyine gecmemis olanlar varsa gittigimiz yer ekvatorun sadece bir derece guneyinde.. Eger inanmazsaniz, odalarimiza ciktigimiz zaman lavabonun suyunun saat yonunde bosaldigini kontrol edebilirsiniz :) (aslinda bu bir sehir efsanesi tabii, bu kadar kucuk bir kapta akan suyun yonunun dunyanin hangi tarafinda oldugumuzla ilgisi yok - kasirgalarin yonunden bahsetseydik, o zaman dogru olurdu:))

Burada kisa bir konaklama yapiyoruz ve yolun yorgunlugunu biraz atiyoruz. Sabah kahvaltinin ilk ciktigi saatte kahvalti salonunda oluyoruz, kahvaltimizi ediyoruz, ve Naivasha'ya dogru yola cikiyoruz.

Bir saat içinde Naivasha'ya variyoruz, ve bir sure Country Club'in bahcesinde dolasiyoruz, sonra teknemize binip gole aciliyoruz, bu golde su aygirlari, balik kartallari ve muhtelif kus turleri yasiyor. Yalicapkinin iki turunu burda rahatca gormek mumkun ki bir tanesi ulkemizde yasamiyor (alaca yalicapkini ve 'dev' yalicapkini),

Yaban hayatla olan bu ilk temasimizdan sonra araclarimiza binip iki bucuk saat uzakliktaki Nakuru golune gidiyoruz. Nakuru, Istanbul'da yasayan arkadaslar icin 'Buyukcekmece Golu', İzmirde yasayan arkadaslar icin "Gediz Deltasi", Ankara'dan gelecek arkadaslar icin de "Mogan Golu" benzeri bir yer. Sehrin neredeyse icinde bir alan. Nakuru milli parkina girdikten sonra, otele gitmeden "Babun tepesi"ne gidip, gezecegimiz golun nasil bir yer olduguna tepeden bakiyoruz.  Sonra otele yerlesip ogle yemegimizi yiyoruz. ve esyalarimizi koyup aksama kadar golu dolasiyoruz. Aksam yemegi icin otele donuyoruz, fotograflarimiza bakip uzerinde konusuyoruz. Fotograf cekerken cozemedigimiz sorunlari belirleyip ertesi gunu nasil giderecegimize bakiyoruz. Sonra odalarimiza gidiyoruz. Gorduklerimizin heyecanindan gozumuze uyku girmeden sabah oluyor. Sabah gunes dogmadan hemen once kalkiyoruz. Bavullarimizi hazirliyoruz. Sonra yemek kutularimizi alip gezmeye cikiyoruz. Ogleye kadar dolasiyoruz. Ve Masai Mara ya dogru yola cikiyoruz. Bu yol 5 saat gibi bir sure aliyor, ve Masai Mara'ya aksam gunes batarken variyoruz. Eger zamanında varirsak, meshur "akasya agaci, batan gunes ve safari arabasi" fotografini cekebiliriz belki. Daha sonraki gunlerimiz Masai Mara'da geciyor. Burada uc gece kaliyoruz. Her gun farkli bir heyecanla yola cikiyoruz, ve son gunun ogle vakti, Nairobi'ye dogru yola cikiyoruz. Nairobi'de "Carnivore" adindaki meshur bir et lokantasinda siz 'dur' diyene kadar et getiren garsonlara karsi bir irade sinavi veriyoruz. Surekli bir takim musterilerin basina gidip "jambo" sarkisini soyleyen restoran calisanlarini seyrediyoruz ve masadan birinin dogum gunu oldugu icin bu merasimi yaptiklarini farkediyoruz. Sonra aramizdan birinin dogum gunu oldugunu soyluyoruz, gelip bize de sarki soyluyorlar.

Karnımız tok bir sekilde vakit kalirsa bir cafe'ye, kalmazsa alana gidiyoruz, rehberlerimizle vedalasiyoruz ve ucagimiza binmek uzere islemlerimizi yapip sabah 9:00 gibi memlekete geliyoruz.

 

Şu anda alanda uçağa binmeyi bekliyorum. Ankara - İstanbul uçuşundan sonra da 6:35 te İstanbul - Nairobi uçuşu yapıp sabaha karşı  Kenya'ya ulaşmış olacağız.

 

11 OCAK 2010 Pazartesi
 
Yaban Hayatla ilk temas

Kenya uçağının üç saatlik rötarı nedeniyle 2:30 da varacağımız Nairobi'ye saat 5:20 de ancak vardık. Otelimize gidip biraz dinlendikten sonra kahvaltımızı edip Naivasha'ya doğru yola çıktık. Naivasha Nairobiye yakın, yaklaşık bir saat uzaklıkta. Bu nedenle sayfiye yeri olarak kullanılıyormuş zaten. Country Club bu bölgedeki sayfiye yerlerinden biri. Muhteşem bahçesi ilk girdiğimiz anda herkesi büyüledi. Balık kartallarını çekmek için çıkacağımız tekne turu, üzerimizden geçen balık kartalları, yanımızda avlanan yalıçapkınları nedeniyle biraz gecikmek durumunda kaldı. Tekne turunu tamamladıktan sonra, tekrar kendimizi muhteşem bahçede bulduk. Vildan Hanım ortalıkta uçuşan kelebekleri görünce kendini kaybetti. Uzaktan görenler oyuncakçı dükkanına gelmiş bir çocuk sanırdı.. Uzunca süre o kelebeklerin, ben de onun peşinde koştum :)... Sonunda oradan ayrılmaya razı oldu ama bahçeden kapıya gidene kadar "Aman tanrım dört beyaz bir sarıyı kovalıyor".. "Çiftleşirken havada uçuyorlar!" diye ana yoldan kopup tekrar bahçeye döndü. Sonunda herkes bir araya toplandı ve Nakuru Milli Parkına bir saatlik bir yolculuk sonucunda ulaştık. Gidip odalara yerleştik, öğle yemeği yedik ve ondan sonra araziye çıkabildik.

İlk gördüğümüz hayvan bir siyah gergedandı.  Bu gergedan oldukça küçük ve utangaç bir gergedan türüymüş. Çalıların arasından pek çıkmayan bir hayvan olduğu için de görülmesi zormus. İlk gördüğümüz hayvanın böyle zor görülen bir hayvan olması bizi sevindirdi ve umutlandırdı. Daha sonra bölgenin yaygın sakinlerinden ceylanları, impalaları ve waterbuck denen daha iri impala türlerini izledik. Zebraların da boy göstermesiyle çekilen fotoğraf sayısı iyice arttı. Gün boyunca dolaşırken bol bol da beyaz gergedan gördük, hatta bir kaç metre gibi bir  mesafe de yaklaşma olanağı bulduk. Aslında "o bize yaklaşma olanağı buldu" demek daha doğru olur. Bizim araçlardan biri yolda dururken hayvanlar arabaların tam önünden yolun karşısına geçmeye karar verdi. Bu arada bir babun sürüsü bize eğlenceli pozlar verdi..Yol boyunca buffalo ve zürafalarla karşılaştık. daha sonra göl kenarına gidip flamingoları izledik.

Rehberimiz Peter normal şartlarda biz bir yerde fotoğraf çekerken pek zorlamaz. Ne zaman "tamam gidelim" dersek o zaman hareket eder. Ama bu sefer "hadi kuşları başka zaman görürür, bugün kedilere bakalım" diye bizi arabaya geri çağırdı. O böyle bir şey söylediği zaman dinlemek gerekir :).. Nitekim gittiğimiz yerde, bir leopar çıktı karşımıza. Çok çalıların arasındaydı. Onun yerinden çıkmasını bekledik ancak güneş batmak üzereydi ve leopar da pek yerinden çıkmaya niyetli değildi doğrusu. Sonradan farkettik ki, kedi bir impala avlamış ve o çalıların arasına saklamış. Ancak beklemelerimiz sonuç vermedi, bu yüzden yoğun geçen bir ilk günün sonunda, giriş saatini geçirmemek için hızlı bir şekilde kalacağımız otele geri döndük.

Akşam yemeğinden sonra cafenin bahçesinde yaktıkları ateşin etrafında oturup çektiğimiz fotoğraflara baktık, sıkıntılar ve yanlışlar üzerinde birazcık konuştuk ama çok yoğun bir günün sonu olduğu için herkes çok yorgun olduğu için erkenden yattık.

 

12 Ocak 2010 Salı

"Lion in the tree, leopar on the ground"

SAbah 6:15'te araçlarımıza bindik ve turumuza başladık. Bugün öğle zamanında Masai Maraya doğru  yola çıkacağımız için kahvaltı ve öğle yemeklerini kutu içinde yanımıza aldık.  İlk durak, dün yemeğinin başında bıraktığımız leopardı. Yolda giderken gördüğümüz gergedan ailesi, yanında sığır balıkçılları sürüleriyle dolaşan buffalolar, nil kazları ve zürafalar günün güzel geçeceğinin işaretleriydi. Leoparın olduğu yere vardığımızda dün farketmediğimiz bir impala ölüsü daha gördük aynı yerde. Peter bize leoparın impalayı çalılıklara sürüklerken bıraktığı izleri gösterdi. Bir süre bekledik ama gelen giden olmadı. Biz de çıkarıp kahvaltımızı yapmaya başladık. Daha önce sorsalar "beş metre uzağında leopar tarafından avlanmış iki impala varken yemek yer misin diye cevap bie vermez, "öyle şey olur mu yahu" derdim. Ama işte bizim araçtaki herkes kutularını çıkardı afiyetle kahvaltısını etti. Diğer aracımız da bizi takip edip leoparın avlarının olduğu yere gelmişti. Birden ortaya bir çakal çıktı ve avlara doğru yaklaşmaya başladı. herhalde kokularını almış olmalıydı. Bir taraftan yaklaşıyor, biz fotoğraflarını çekiyoruz. Sonra dönüp gidiyor, bir yay çizip bu sefer öbür taraftan etrafı kolaçan ediyordu. Araçlar arka arkaya durduğu için ben diğer aracın şoförü Mike'a "E nerde, gösteremediniz leoparı" diye takıldım. O da "dur çağırayım" diyip "gel leopar" dedi.. Tam bu anda bizim arabada Güneş "leopar geldi burda!" diye hafif bir çığlık attı. Gerçekten de tesadüfün bu kadarı, biz Mike ile şakalaşırken leopar çıkp geldi. ya da orada yatıyordu ve biz görmüyorduk, çakaldan rahatsiz oldu da kalktı. Sonra gidip impalalardan birini yemeye başladı. Bizim kahvaltımız daha bitmemişti, böylece bugünkü kahvaltımızı 5 m ötemizdeki bir leoparla beraber yapmış olduk. Hayvanın yemek yerken çıkardığı sesleri duyacak kadar yakındaydık. Çok fazla fotoğraf çekecek bir açı olmadı ama, yine de orada iki saat geçirdik ve enteresan bir tecrübeydi. Daha önce yerde beslenen bir leopar görmemiştim. Peter eğer güvenli bir alan bulursa bu hayvanların yerde de beslendiğini söyledi.

Leopar yemeğini yedikten sonra istirahate çekildi, yattı, biraz yalandı, sonra da yatmaya devam etti. Biraz bekledik ama pek kalkmaya niyeti yoktu, bu yüzden sonra bakmak üzere oradan ayrıldık. Yolumuza devam ederken, küçük bir kuş fotoğrafı da çektik ve kus yalıçapkınına çok benziyordu. Ancak bulunduğumuz ortam ormanlık olduğu için hiç umulmadık bir yerdeydi kuş. Peter'a sorduğumda "benim de burda ikinci görüişüm" dedi. Yol üzerinde bizi çok yakında olan zürafalar bekliyordu. Yine otları koparıp çiğnemelerinin sesini duyabilirdiniz. Yol üzerindeki bütün hayvanlar bir tatil göünündelermiş gibi bir dinlenme halindelerdi. Babunlar açık araziye yayılmış piknik yapıyorlar, küçükler birbirini kovalıyor, zebralar yere uzanmış, gergedan ailesinden iki fert oturmuş keyif çatıyor. GÜneş kendini iyice göstermiş hafif hafif ısıtıyor.. Tam bu anda bir aslan grubu gördük. İki erişkin ve bir yavru bir ağacın gölgesinde bir şey yiyorlardı ama biraz uzaktaydı. Çok fazla fotoğraf çekmeden uzaktan seyrettik. Sonra farkettik ki, ağacın tepesinde bir aslan daha var. Butun kol ve bacaklarını daldan aşağı sarkıtmış, tam keyif modunda yatıyordu. Peter kendi kendine "Lion in the tree, leopar on the ground" (aslan ağaçta, leopar yerde) dedi. Gerçekten de çok garip bir duruma şahit olduk, çünkü aslanlar  çok ender ağaca tırmanır, leoparlar da avlarını ağaca çıkarmalarıyla meşhur hayvanlarmış. Biz  tam tersi durumu aynı gün içinde gördük.

Ortalıkta biraz daha dolanıp daha sonra kısa bir duraklama için yol üzerindeki otele uğradık. Diğer araçtaki Cevat Bey,Vildan Hanım ve Rüştü Bey bizden önce gelmişler, ve oteldeki kuş ve kelebekleri çekiyorlardı. İnsan dikkat etmiyor, etrafta gerçekten o kadar çok kelebek vardı ki. Daha sonraki yazışmalarımızda Burak da aynı şeyi söyledi, o da farketmemiş o kadar kelebek olduğunu. her zamanki gibi Vildan Hanım'ın koluna girip araca doğru getirdikten sonra Masai Maraya doğru yola çıktık. Akşama kadar yolda olacağız..

13 Ocak 2010

Masai Mara

Masai Mara'da kalacağımız otel daha önce kaldığımız otelden çok farklı bir yer. Odalarının etrafında duvarlar yok. Aslında birer çadır. Fakat oldukça lüks ve içinde banyo ve tuvaleti de olan çadırlar. Duvarlarının yerinde çadır bezi var. Bu yüzden gece yattığınızda, dışardaki bütün sesleri duyabiliyorsunuz. Bu yazıyı yazdığım şu anda dışarıda sırtlanların seslerini duyuyorum.

Sabah 6:00 da sabah kurabiye ve kahvemizi içeceğimiz yerde buluşup 6:15  te araçlarımıza geçtik. Ben tam "burası milli parkın içinde olduğu için, çıkar çıkmaz bir şeyler görebiliriz" diyordum ki, rehberimiz Peter "ilerde aslan var" dedi. Hava daha doğru dürüst aydınlanmamış durumdayken aslanı görmeye çalıştık ama önce pek başarılı olamadık. Sonra anladık ki bir aslan yok, üç erişkin erkek aslan, bir buffalo ölüsünün başındalar. herhalde geceden av yapmışlar ve birazını da yemişler. Aslanlar buffalonun başında dururken, uzaktan bir sırtlan sürüsü gelmeye başladı. Aslanlar sinirlendi, sırtlanlar onlara bağırdı, sonra marabu leylekleri ve bir kaç çakal da eklenince ziyaretçilere, aslanlar bırakıp geri çekildiler. Bizim bulunduğumuz yola doğru yürüyüp uzaktan izlemeyi tercih ettiler. Ama bazen dayanamayıp bufaloya doğru hızla koşarak etrafına toplanmış hayvanları kaçırıyorlardı. Bir süre orada kaldık ve bir yandan izleyip bir yandan çok az olan ışıkta fotoğraf çekmeye çalıştık. Ardından aslanlar ortamı terk etti, ve meydanı sırtlan, marabu leyleği, çakal, akbaba ve kartallara bıraktılar. Biz de bir süre daha izleyip yolumuza devam etmeye karar verdik.

SAbah oldukça serin oluyor. Hatta ben bir ara üzerime arabanın arkasına bıraktığım paltoyu bile giydim. Günün etkinliği Bush Breakfast denen, arazide yapılan kahvaltı. Adına bakınca herkesin tahmin ettiği şey, yere bir örtü serilecek, biz de oturup kutulardan çıkan yiyecekleri yiyeceğiz. Ancak kahvaltı alanına gidince bu beklenti yerini büyük bir hayrete bırakıyor, çünkü ortamda bir masa, iki garson, bir aşçı eşliğinde, açık büfe bir kahvaltı bekliyor bizi. Ortamda silahlı rangerlar da var, eğer bazı hayvanlar da kahvaltısını bizimle yapmak isterse diye.

Kahvaltıdan sonra yine dolaşmaya başlıyoruz, ama bu sefer Peter büyük bir hızla gidiyor. "Bir şey deneyeceğiz" diyor. artık biliyoruz ki bir yerde birileri önemli bir tür görmüş, onu görmeye gidiyoruz. Geldiğimiz yerde büyük bir ağaç duruyor, ağacın dalında da bir leopar yatıyor. Leopara çok yakınız ve çok da iyi bir açımız var. Bu yüzden rahat rahat çekiyoruz fotoğraflarını. Leopar da hiç keyfini bozmadan yatıyor ayaklarını dallardan slaanndırmıs. Aradan bir süre geçtikten sonra kalkmaya karar verdi, kalkıp ağaçtan indi. Sonra dönerek bizim durduğumuz yola yöneldi, arabaların arasından geçti ve bizim  arabaya 3 m mesafeden karşıya geçti. Gözden kaybolurken doğrusu şikayet edecek bir durumumuz yoktu.

Bugün hedefimiz Mara Nehrine gitmek ve orada yürüyüş yapmak. Mara nehri her sene tekrarlanan meşhur büyük göç'te Gnuların geçtiği ve geçerken de timsah ve diğer yırtıcıların onları tuzağa düşürmeye çalıştığı nehir. Nehre ulaştığımızda bizi bir ranger karşılıyor. Elinde silahı önümüze düşüyor  ve bize su kenarında yatan hipopotamları ve timsahları gösteriyor. Herhalde uzun zamandır suyun kenarında yatan su aygırı ailesi kadar sevimli bir şey görmemişimdir. Bu koca hayvanların sırtları gri ama yatarken ortaya çıkmış ki karınları pembe. Bir de ağızlarının kenarları yukarı kıvrık, bu yüzden her biri tebessüm ediyormuş gibi görünuyor. Mara nehrini fotoğraflayıp öğle yemeğimizi yiyeceğimiz yere geldik. Burası bir m aymun cenneti. Vervet maymunu denen, son derece sevimli görünümlü maymunlar siz öğle yemeğinizi yerken gelip yanınızda yemek atmanız için yalvarıyorlar.. Ancak atmazsanız da yemek kutusuna atlayıp hızla bazı yiyecekler çalmaktan da geri kalmıyorlar. Yemeğimizi maymunlarla birlikte yedikten sonra tekrar geri dönüyoruz.

Yolda fil, zürafa, bir sürü kuş ve daha önce görmediğimiz en küçük ceylan türü "dik dik"in de fotoğraflarını çeke çeke otelimize doğru ilerliyoruz. Gün batımı çekmek için Peter bizi her zamanki yere götürdü ama ufuk çizgisi bulutlu olduğu için anlaşıldı ki oradan düzgün bir gün batımı çekemeyeceğiz. Bu yüzden bir süre ileri geri doğru bir açı bulmak için gidip geldik. Sonunda güzel bir açı bulup istediğimiz fotoğrafları çekmeyi başardık ve hava kararırken otelimize döndük.

Günün acı gerçeğiyle otelde karşılaştık, Afrika güneşini hafife almışız ve hava tüm gün bulutlu olmasına rağmen hepimiz yanmışız. Ertesi günü güneş görünmese de şapkalarımızı kafamızda tutmaya ve yüksek faktörlü kremlerimizi iyice sürmeye karar veriyoruz.


Ekip son derece uyumlu çok keyifli bir gezi oluyor. Cevat Bey en tecrübeli olan fotoğrafçı ve kuşlarla daha çok ilgileniyor. Zaten fotoğrafçılığın en zor dallarından biri olan kuş fotoğrafçılığı yaptığı için konuya çok hakim. Vildan Hanım ve eşi Rüştü Bey bir kaç senedir fotoğraf çekiyorlar ve ilgi alanları kelebek ve makro fotoğraflar. Onlar için önemli olan flaş kullanımı konusunda biraz konuştuk, ama diğer konularda oldukça tecrübeli ve rahatlar. Şansliyiz ki yüzlerce tür kelebek ve kuş var burda. Bu yüzden de binlerce kare fotoğraf çekiliyor bir günde. Burcu zaten fotoğrafçılıkla aktif olarak ilgileniyor. Hemen hemen her konuda bilgisi var, sadece bir kaç detay ve yaban hayatı çekerken dikkat edilmesi gereken konular üzerinde konuşmamız yetti. Birbirinden güzel fotoğraflarla dönecek bu geziden. Güneş buraya gelirken fotoğraf çekmeye yeni  başladığını söylemişti, ama çok hızlı bir şekilde fotoğrafın temellerini öğrenip çok güzel fotoğraflar çekti. Zaten fotoğrafa yeni başlayan birisi için burada öğrenmek büyük bir avantaj.


14 Ocak 2010

Masai Mara'nın Bereketi


Bugun sabah 6:00 da herkes yine kahve ve atıştırmalık keklerin yanında buluşup 6:15'te hareket ettik. Hava ağarana kadar etrafta artık aşina olduğumuz türlerle vakit geçirdik (hatta "bizim impalalarmış" dedim bir kere sanki fotoğrafını çekince arkadaş olmuşuz gibi). Sonra rehberlerimize çita görmek istediğimizi söyledik. Masai Mara'da tüm rehberlerin kullandığı  bir telsiz ağı var, rehberlerden birisi bir türe rastgeldi mi, onu anons ediyor. Bütün araçlarda duyuluyor bu anons. o yüzden eğer önceden rehbere ne görmek istediğinizi söylerseniz o da görmek istediğiniz türün anonslarını dinliyor. Bu yüzden garanti olmasa da istediğiniz türü gün içinde görme şansınız yükseliyor.

Çita arayarak giderken, deve kuşlarına rastlıyoruz. Dişi ve erkekler ortalıkta dolanıyor, arasıra kanatlarını kabartıyorlar. Biraz ilerde yerde iki kartal görüyoruz. Bir impala ölüsünün başındalar. Ortalıkta da dört tane çakal leşe yaklaşmaya çalışıyorlar ama aralarında da kavga ediyorlar bir yandan. Biz tam kartallara yaklaşıp fotoğraflarını çekmeye başlarken çakallar geliyor ve kartalları kaçırıp impalayı kapıyorlar. İki çakal impalayı çekiştiriyor. Sonunda biri kurtarıp tam bizim önümüzde afiyetle yemeye başlıyor. Hayvanların bizi yine umursadığı yok. Artık kaç poz çektiğimizi unutana kadar çekiyoruz çakalların hem birbiriyle hem de impalayla olan maceralarını.

Oradan uzaklaşıp çita aramaya devam ediyoruz. Bir yere geliyoruz. "Çita bu çalılıkların içinde" diyor Peter. Beklemeye başlıyoruz, ama gelen giden yok. Bir süre bekledikten ve bu arada kahvaltımızı da ettikten sonra Masai Köyüne gitmeye karar veriyoruz. Masai Köyü Masai Mara yaban hayat rezervinin dışında, masai yerlilerinin yaşadığı bir çok yerleşim yerinden biri. Köye gelince bizi şefin oğlu karşılıyor. Etrafı tanıtıyor. Kenya'da resmi dillerden biri ingilizce olduğu için okula giden herkes ingilizce konuşuyor. bu yüzden şefin oğluyla anlaşma konusunda bir sorun yaşamıyoruz. Köye girince kadınlar bize evlilik merasimlerinde oynadıkları oyunları oynuyorlar. Aralarına bizim ekipteki hanımları da alıyorlar. Hep beraber oynuyorlar. Sonra sıra erkeklere geliyor. Törenlerini yaptıktan sonra sıra zıplamaya geliyor. Aralarında yarışmak için zıpladıklarını anlatıyor şefin oğlu. Bizi de alıyorlar, biz de zıplıyoruz ama dereceye giremiyoruz. Sonra geleneksel yöntemlerle ateş yakıyorlar, evlerini gezdiriyorlar ve en son hazırladıkları takıları satmaya çalışıyorlar. Oldukça fazla alışveriş yapıyoruz. Maskeler, takılar ve el işleri alıyoruz. Sonra biraz ilerdeki ilkokula gidiyoruz. Okulda 500 masai çocuk okuyormuş. Sınıflarına gidiyoruz. Büyük sınıflar bizi gördüklerine pek memnun olmamış görünuyorlar. Belki bizim yüzümüzden değil de tahtada uzun uzun yazan "Solunum sistemi Nedir" yazısından da olabilir tabii bu memnuniyetsizlik. Pek fotoğraf çekmiyoruz, öğretmenleri okuldan bahsediyor. Yaklaşık 40 çocuğa bir öğretmen düşüyormuş ki pek de fena bulmuyoruz. Küçük sınıflar bize ingilizce alfabeyi ve sayıları sayıyorlar. Daha sonra köyden ayrılıyoruz.

Tekrar çita aramaya geri dönüyoruz ki, Peter hemen "işte çitalar" diyor. Bakıyoruz gerçekten biri erişkin diğeri henüz genç bir çift çitayla karşılaşıyoruz. Uzaktaki impalaları gözetliyorlar. "Av yapacaklar" uyarısıyla dikkat kesiliyoruz. Erişkin olan çok da hızlanmadan impalaların üzerine doğru koşuyor ama hayvanlar hemen dağılıyorlar. Bunun üzerine ortalıkta yatıp dinlenmeye başlıyorlar. Bir süre yattıktan sonra uzaktan gelen iki ceylana dönüyor ilgileri. Ortamdaki çalıların arkasına o kadar ustalıkla saklanıyorlar ki, biraz önce görmemiş olsak orada çita bulunduğunu anlamak imkansız. Uzunca bir süre bekliyoruz. erişkin yavaş yavaş ceylanlara yaklaşıyor. Biz de seyrediyoruz. Bu arada biz beklerken etrafımız zürafa doluyor.20 kadar zürafa arasıra besleniyor, bazen biblo gibi duruyor, bazen de koşuyorlar. BU arada ceylanlar da yaklaşan çitayı farkedip koşar adım uzaklaşıyorlar ortamdan. Sonra da dönüp bir süre bağırıyorlar çitalara. Çitalar da iyice ısınan havadan kaçmak için bir ağaç gölgesinde yatıyorlar. Biz de arabaları yanlarına çekip fotoğraf çekiyoruz. Sonra karnımızın acıktığını farkedip öğlen yemeğimizi çıkarıp çitaların yanında yiyoruz. o sırada çitaların fotoğrafını çekmeye  gelen bir araba bizi görünce şaşırmış olmalı çünkü 5m yanımızda iki çita duruyor, bizden kimse fotoğraf çekmediği gibi bazılarımızın arkası dönük yemek yiyoruz.

Çitaları yatar vaziyette bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Bir açıklıkta sekreter kuşu görüyoruz. Upuzun  bacakları olan komik bir kuş bu. Bir süre onu izleyip yolumuza devam ediyoruz ve bir ağacın altında üç aslanla karşılaşıyoruz. İkisi miskin miskin uyuyor, diğeri de sakin sakin bir et parçasını kemikleri çatır çutur kıra kıra yiyor. Bize aldırış etmiyorlar, biraz fotoğraf çekip yolumuza devam ediyoruz. Artık dönüş yoluna çıkmışken Peter 100m uzaktaki bir ağacı gösteriyor, "Leopar" diyor. Ağaçta nokta gibi görünen şey meğer leoparmış. Hemen yanına gidiyoruz. Hayvan umursamaz bir şekilde ağaçta oturuyor. Sonra kalkıp yukarı dallara tırmanıyor ve yatıyor. Güzel ışıkta, sakin sakin acele etmeden, ayarlarımızı kontrol ederek fotoğraflarımızı çekiyoruz. Diğer arabalar gelirken biz oradan ayrılıyoruz.

Güneş batışı çekmek için dün bulduğumuz yere giderken, Bir  akasya ağacının altında dinlenen bir erkek aslan görüyoruz. Batan güneşe karşı oturuyor. Cevat Bey "şimdi onu esneteceğim" diyor. Esnemeye başlıyor. Bir süre sonra hakkaten de aslan ağzı ayrılırcasına esniyor. Esnemek gerçekten bulaşıcıymış.

Güneş batışı için tepeye çıkıyoruz, fotoğraflarımızı çekip otele dönüyoruz. Yarın son günümüz, sabahtan öğleye kadar gezeceğiz ve saat birde Nairobiye doğru yola  çıkacağız.


15 Ocak 2010

Son gün sürprizi


Bugün sabah 7:30 da çıkacağız, önce otelde kahvaltımızı ediyoruz. Cevat Bey, Vildan Hanım ve Rüştü Bey otelde kalıp kuş ve kelebekleri çekmek istiyorlar. Biz de Burcu ve Güneş'le beraber araziye çıkıyoruz.

Yolda giderken birden karşımıza 15 bireylik bir fil sürüsü çıkıyor.Üç küçük yavru ve erişkinler besleniyorlar. İki fil karşılıklı geçmiş hortumlarını birbirine dolamış duruyorlar. Peter onların bunu selamlaşmak için yaptıklarını söylüyor. Sonra güneş tutulmması olduğunu farkediyoruz. Ancak ne yazık ki kısmı tutulma var. Ay güneşin önünü kapatıyor ama bizim bulunduğumuz yerden tam kapatamıyor. Dibimizde duran filleri bırakıp güneş fotoğrafları çekmeye başlıyoruz.

Yola devam ederken Masai Mara'da en kolay gördüğümüz kuş "leylak göğüslü gökkuzgun" çıkıyor karşımıza. O da kaçmıyor diğer hayvanlar gibi. Yemyeşil fon eşliğinde onun da fotoğraflarını çekip devam ediyoruz. Çalılık bir alana gidiyoruz. Peter burada aslanlar olduğunu söyluyor, gerçekten de bir çalının dibinde üç aslan yatıyor. Burda olduğumuz süre içinde aslanları gayet aktif gördüğümüz için pek de fazla ilgimizi çekmiyorlar. Yola devam ediyoruz, yeni uyuklayan aslanlar görüyoruz.  Onlarla da fazla oyalanmıyoruz. Bir süre daha gezip bir kaç yüz bireylik bir buffalo sürüsüne rastlıyoruz. Onları da izleyip fotoğraflarını çektikten sonra Peter artık bir yer bulup öğle yemeği yememiz gerektiğini ve sonra yola çıkacağımızı söyluyor. Biraz hüzünlü bir şekilde kendimize bir ağaç gölgesi ararken Peter "Gergedan" diye bize işaret ediyor.  Üç tane gergedan biraz ilerde  besleniyor. Tabii hemen makinalar çıkıyor ve o tarafa doğru gidiyoruz. Bir süre sonra bize ekibin kalanı da katılıyor. Gergedanları çekiyoruz, bir dişi bir erkek ve bir yavrudan oluşan bir aile. 1500km karelik Masai Mara'da bu hayvanlardan 22 tane olduğu düşünülürse hiç fena sayılmaz şansımız. Kocaman bir sosis ağaçının altında neşeli bir şekilde öğle yemeğimizi yiyip birbirimize çektiğimiz fotoğrafları gösteriyoruz. Yemek bittikten sonra Nairobi'ye doğru yola çıkıyoruz. Milli park sınırları içindeyken birden bir çalının arkasından bir gergedan daha çıkıyor. Yola o kadar yakın ki, fotoğraf çekerken Peter motoru  durdurmuyor, "bu hayvanlar tehlikeli olabilir arabalara" diyor. Benim makinamda tele objektif takılı olduğu için çekemiyorum hayvanı, kompakt makinamla çekiyorum. Sonra neyse ki biraz uzaklaşıyor da Peter motoru durduruyor, ben de tele objektifle çekebiliyorum :)

Sonra park sınırlarından çıkıyoruz unutulmaz bir Masai Mara gezisini arkamızda bırakıyoruz.

Görülen türler düşünüldüğünde çok başarılı bir gezi oldu. Düşünün ki en zor görülen leoparı ve gergedanı sadece birer gün görmeden geçirdik. Onun dışında her gün mutlaka birinden birini gördük. Aslanları av başında görüntüledik, neredeyse bütün hayvanları aksiyonla beraber görüntüledik.

Bir dahaki gezi Ağustos ayında, bu sefer tamamı Masai Mara'da, milyonlarca hayvanın göç ettiği zamanda olacak.






Kategoriler: Çekim Gezileri

Etiketler: , , ,


Yorum

Yorum ekle




biuquote
  • Yorum
  • Canlı önizleme
Loading



 

Hakkında       Ulaşım       Seminerler       Takvim

Her Hakkı Saklıdır. 2009 Melih Özbek Dijital Akademi
Dijital Akademi Blog için Blogengine.net altyapısı kullanılmıştır.
Güneş Sok. No:6/1 Kavaklıdere Ankara
Tel: 0 312 467 3644