|
Dijital fotoğraf makinaları
nasıl kullanılır?
Fotoğraf makinanızı aldınız
almasına, ancak genellikle dijital fotoğraf makinalarının üzerinde o kadar çok
düğme ve o kadar çok menü olur ki, ilk bakışta çok korkunç görünebilir size...
Hatta öyle insanlar tanıyorum ki, sadece ilk bakışta değil daha sonraki
bakışlarda da fotoğraf makinasına "sihirli kutu" gözüyle bakıyorlar.. Bu tip
insanların makinalarını alıp bir iki ayarla oynayıp çekim yaptınız mı hemen
yanınıza gelip "nasıl yaptın onu" diye öğrenmeye çalışırlar. Halbuki dijital
fotoğraf makinalarının çalışma prensipleri çok karışık değildir.. Biraz dikkat
ve pratikle fotoğraf makinanızın özelliklerinin pek çoğunu kontrollü bir şekilde
kullanabilirsiniz.
Makinanızı ilk defa elinize alırken
İlk paragrafın ilk cümlesinde
hemen yazmak gerekli.. Makinanızı ilk defa elinize alırken yalnız olmamalı..
Yanında mutlaka ve mutlaka kullanım kılavuzunu da almalısınız. Kullanım kılavuzu
size makinanızın ayarlarını hangi durumlarda ne kadar yapacağınızı söylemez.
Ancak "nasıl" yapacağınızı ve hangi düğmenin ne işe yaradığını anlatır.
Makinanızdan en yüksek verimi almak istiyorsanız başka çareniz yoktur (o
özellikleri yüzünden o makinayı seçtiniz öyle değil mi?). Uzunca bir süre de
makinanızı koyduğunuz çantanın bir gözüne de kullanım kılavuzunu koymanız
şiddetle tavsiye edilir.
Kullanım kılavuzunda ilk
bakılacak yer, makinanın üzerindeki düğmelerin ve bölümlerin numaralanıp
isimlendirildiği kısımdır. Böylece hem makinadaki bölümlerin adını öğrenirsiniz,
hem de kılavızu okurken ne demek istediğini daha iyi anlarsınız. Daha sonra
makinanın pili nasıl konuyor, hafıza kartı nasıl konuyor, makina nereden
açılıyor kısımlarının anlatıldığı bölümler gelir. Genellikle makinanın kutusunun
içinden çıkan piller direk makinaya takılmazlar, aynı cep telefonlarında olduğu
gibi uzunca bir süre "ilk şarj" aşamasından geçmelidirler. Piller şarj olurken
kullanım kılavuzunu okumak için de epey bir zaman çıkmış olur size.
İlk Fotoğraflar
Pili şarj olmuş, hafıza kartı
takılmış ve açılmış bir makinada yapılacak tek iş artık deklanşöre basmaktır.
Hevesinizi alana kadar fotoğraf çekip çektiğiniz fotoğrafları LCD de bir
inceleyin bakalım, memnun olmadığınız bir şeyler var mı? Eğer herşeyden
memnunsanız bu yazıyı okumayı bırakıp fotoğraf çekmeye devam edebilirsiniz. Yok
"daha iyi olabilir" diye düşünüyorsanız o zaman okumaya devam edin.
Perde (shutter, örtücü...)
Bir fotoğraf temel olarak
cisimlerden yansıyan ışığın objektiften geçerek arkadaki sensor üzerinde
oluşturduğu elektrik sinyallerinin veriye dönüştürülmesidir (Bu veri de siz daha
sonra bilgisayara aktarıp bakabilin diye bir kart üzerine yazılır). Bu yüzden de
siz deklanşöre bastığınız zaman sensörün önündeki bir perde (shutter) sizin
ayarladığınız ya da makinanın belirlediği bir süre açık kalır ve objektiften
geçen ışığın sensör üzerine düşmesine izin verir, perde kapandıktan sonra artık
sensore ışık geçemez.. Perdenin açık kaldığı süre genellikle makinasına göre
değişmekle birlikte saniyenin bir kaç binde birinden (1/8000 gibi) 30
saniyeye kadar bir aralıktadır. Büyüleyici değil mi, saniyenin sekizbinde biri
kadar bir zamanı fotoğrafta dondurabilirsiniz. Tabii ışık yeterliyse.. Işık
yetersizse 1/8000 saniyede çok fazla ışık yakalayamazsınız ve fotoğrafınız
kapkaranlık çıkar... O yüzden de mesela perdeyi 1/200 gibi daha yavaş bir hıza
ayarlamanız gerekir ki, cisimlerin yansıttığı ışıklar düzgün bir fotoğraf
oluşturabilsin. Bu, içeride ne olduğunu görmek için bir odanın kapısını açıp
içeri bakıp geri kapatmaya benzer. Ne kadar hızlı açıp kapatırsanız o kadar az
şey görürsünüz. Hele bir de oda loş bir ışıkla aydınlanıyorsa o zaman kapıyı
hızlıca açıp içeri bakıp hemen kapatmak size oda hakkında pek bir fikir vermez..
Kapıyı açıp odaya daha uzun süre bakmanız gerekir.. Perde de aynen bu görevi
görür.. Sensör perdeyi açıp dışarı bakar ve görmeye çalışır. ANcak perde
gereğinden fazla açık kalırsa bu sefer sensör çok fazla ışık alır ve
fotoğrafınız bembeyaz çıkar.. O yüzden perde hızının iyi ayarlanması gerekir.
Doğal olarak perde hızı 1/100ken sensöre düşen ışık miktarı, perde hızı 1/50
iken düşen ışık miktarının yarısıdır.
Bir benzetme daha yapmak gerekirse, sensörü bir
kova olarak düşünün. Elinizde bir hortum var, ve hortumun ucunu da parmağınızla
kapatmışsınız ve suyun akmasına izin vermiyorsunuz. Parmağınızı hortumun ucundan
çekince kova su dolmaya başlar. Suyun akma süresini öyle ayarlamalısınız ki,
kova ne az dolsun, ne de taşsın. İşte sizin parmağınız perdenin yaptığı işle
aynı işi yapar..
Diyafram (aperture)
Yukarıdaki hortum örneğine daha
dikkatli bakarsak eğer, kovanın suyla dolma süresini uzatacak ya da kısaltacak
başka bir etken olduğunu görürsünüz. O da hortumun kalınlığıdır. Farzedin, su o
kadar bol olsun ki, hortum 2cm çapında da olsa 15cm çapında da olsa aynı
tazyikle aksın (su=fotoğraf makinası için ışık).. O
yuzden 2cm lik hortumda parmağınızı çekince kova 40 saniyede doluyorsa 4 cm
çapında bir hortumla 20 saniyede dolacaktır (havuz problemlerini hatırlayan var
mı?) .. İşte objektifin diyaframı da aynı hortumun kalınlığı gibi görev yapar.
Yani içeri giren ışığın minik bir delikten mi, yoksa geniş bir aralıktan mı
sensör üzerine düşeceğini belirler. Yani siz kovayı
doldururken hortum kalınlığını istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz (tam
istediğiniz gibi olmasa da belli sınırlar içinde)..Tüm objektifler belli
sınırlar içinde diyafram açıklıklarını değiştirebilirler.. Yani eğer siz
isterseniz bir fotoğrafı çekerken çok açılırlar, öteki fotoğrafı çekerken de
diyaframlarını iğne deliği kadar küçültebilirler. Objektiflerin amaçları ve
kalitelerine göre en büyük ve en küçük diyafram açıklıkları da değişim
gösterebilir. Yeni başlayanların sıkça düştüğü yanılgı "bir objektifin bir tek
açıklığı olur" şeklindedir. Halbuki objektifin deliği büyüyüp küçülebilir.
Objektiflerde diyafram açıklığı
kavramı ortaya çıkınca buna bir standart getirilme ihtiyacı doğmuştur, tıpkı "bu
hortumun çapı 4 cm dir" diyince herkesin ne kadar olduğunu bilmesi gibi
"diyafram açıklığı"nın da bir rakamla ifade edilebilmesi için çalışılmıştır.
Sonunda "objektifin odak uzaklığının diyafram açıklığının çapına bölümü" diye
bir kural çıkarmışlar, buna da "diyafram değeri"("aperture value")
demişlerdir. Ama işin matematik yönüne çok girmeyeceğiz..Buradan
çıkaracağımız en önemli özellik, diyafram açıklığının çapı ne kadar büyük
olursa, yani açıklık ne kadar geniş olursa, yani içeri ne kadar çok ışığın
girmesine izin verirse, diyaframın değeri o kadar küçük olacaktır. Yani f2.8
değerindeki bir diyafram f8 den daha fazla ışık girmesine izin verir. Diyafram
değeri küçüldükçe objektifin ışık geçirgenliği de azalır. Örneğin f91 gibi bir
değer verip objektife karşıdan baksanız iğne ucu kadar bir açıklık görürsünüz.
Kural olarak, eğer objektif bir f değerinde içeri belli bir miktar ışığın
girmesine izin veriyorsa, o f değerini kare kök iki ile çarparsanız (yani 1.414)
içeri giren ışık miktarı yarıya düşer. Yani f2 de içeri giren ışık miktarı f2.8
değerinde içeri giren ışık miktarının tam 2 katıdır. F4 ise f2.8in yarısı kadar
ışık geçirir. Biraz karışık gibi görünüyor ama aslında çok basit.. Çok fazla f
değeri olmadığı için zaten fotoğraf çektikçe bu değerlerin fiziksel anlamları
kafanızda iyice canlanmaya başlar, oturup çarpma bölme yapmazsınız yani :)
Sensör (ya da ışığa duyarlı
katman)
Kova - hortum - su örneğine geri
dönersek, "hortumun çapı" ve "sizin suyun akmasına izin verdiğiniz süre",
kovanın dolmasına etki eden parametrelerdi.. Bir parametre daha kaldı.. O da
kovanın kendisi. Kovanın boyutu değişirse eğer, yani daha küçük bir kova
alırsanız, büyük bir kovayı doldurmak için geçen süreden daha kısa zamanda
doldurabilirsiniz.. İşte buradaki kovanın büyüklüğü, sensörün ışığa olan
hassasiyetine benzer. Küçük kova, ışığa çok hassas sensör gibidir, dolması için
az su gerekir. Büyük kova ise ışık hassasiyeti az sensör anlamına gelir. Dolması
için daha fazla su gerekir. Yani fotoğrafın yeteri kadar ışık almış olması için
uzun zaman geçmesi gerekir. Sensörün ışık hassasiyeti fotoğraf
makinalarında ISO (International
Organization for Standardization)
olarak belirtilir...ISO 50 ışığa daha az hassasken, ISO800 ışığa daha hassastır.
ISO100 ışığa ISO50den iki kat daha hassastır. Yalnız ISO ayarı yükseldikçe detay
kaybı olur ve fotoğraflar daha fazla "gren"li (ya da dijital gürültü de
diyebilirsiniz) çıkar ve bu da istenen bir durum değildir. Ama bazı şartlarda
(karanlık ortamlarda mesela) en yüksek ISO ayarını kullanmadan fotoğraf çekmek
mümkün olmaz.
Şimdi artık biliyoruz ki,
fotoğraf çekmek istediğimizde objektifin ne kadar açık olduğu, perdenin hızı ve
sensörün ışığa hassasiyeti fotoğrafın oluşmasındaki, yani "düzgün pozlanmasında"
etken parametrelerdir. Pozlama bu üç etkenin kombinasyonlarından oluşur. Her
ortama ve ışığa göre değişiklik gösterir. Sizin makinanızda bir ışık ölçer
vardır ve fotoğrafın düzgün pozlanması için hangi değerler gerektiğini hesaplar.
Eğer makinanızdaki bütün ayarlar "otomatik"te ise, siz makinayı bir yere
doğrultup fotoğraf çektiğinizde makinanızda şunlar olur:
- İlk durumda objektifinizin
diyaframı, netlik ayarı düzgün ve kolay yapılabilsin diye, en geniş
halindedir.
- Perde sensörün önünde
kapalıdır.
- Makina önce netlik ayarını
yapar
- Makinanızdaki ışık ölçer
ortamdaki ışığı ölçer, buna göre uygun bir ISO değeri seçer.
- Işık ölçer, ışık ve ISO
değerine uygun diyafram ve perde hızı değerlerini belirler
- Objektifin diyaframı istenen
açıklığa küçülür
- Perde sensörün önünden kalkar
ve sensör üzerine ışık düşer
- Belirlenen zaman kadar perde
açık kalır, daha sonra kapanır.
- Diyafram yeniden en açık
haline geri döner.
"Işık ölçer, ışık ve ISO değerine
uygun diyafram ve perde hızı değerlerini belirler" adımı "pozlama" nın
(exposure) yapıldığı adımdır. Bu adımda yanlış yapılırsa fotoğraf fazla
pozlanmış (overexposed) yada düşük pozlanmış (underexposed) olur. Bazı
durumlarda bilinçli olarak düşük ya da fazla pozlama yapılabilir.
Pozlama Değeri (Exposure value
- EV)
Tekrar kova-hortum-su örneğine
geri döneceğiz... Diyelim ki kovanın büyüklüğünü değiştirmiyoruz. Ve 2 cm
çapındaki bir hortumla kova 30 saniyede doluyor. 4 cm çapındaki bir hortumla
kova 15 saniyede dolacaktır. Aynı mantıkla 1 cm çapında bir hortum da aynı
kovayı 60 saniyede dolduracaktır. Burada gördüğünüz 2cm-30s, 4cm-15s,
1cm-60s değerlerinin tamamı da kovayı doldurur. Fotoğraf makinamıza gelirsek
eğer, ISO değerinin değişmediğini farzedin. Diyelim ki Işık ölçer ortamdaki
ışığı ölçtü ve fotoğrafın düzgün pozlanması için f2 ve 1/100 değerlerini buldu.
İşte fotoğrafın aynı miktarda pozlanmasını sağlayacak her değer ayni pozlama
değerine yani aynı EV ye sahiptir..f2 ve 1/100 kombinasyonunun sağlayacağı ışığı
"f2.8 ve 1/50" ya da "f1.4 ve 1/200" kombinasyonlarıyla sağlayabiliriz (f2.8
diyafram değeri f2 nin yarısı kadar ışık geçireceği için perdenin iki katı daha
uzun süre açık kalması gerekir ki, içeri giren ışık miktarı aynı kalsın). Bütün
bu değerler aynı EV ye sahiptir. Sensörün maruz kalacağı ışık miktarı her üç
kombinasyon için de AYNIDIR. Yine matematik formüllere girmemekle birlikte,
aklımızın bir köşesinde bulunması gereken bir bilgi olarak, f1.0 diyafram
değerinde 1.0 saniye süreyle açık kalan perdenin geçirdiği ışık miktarının
değeri 0 EV dir (haliyle ışık miktarını sabit tutup değerleri değiştirirseniz,
"f1.4 - 2s" veya "f2 - 4s" de 0EV dir)
Yukarıdaki f2 - 1/100 orneğini
düşünün. Bu kombinasyon bir ışık miktarını temsil eder. Eğer içeri giren ışığın
miktarını iki katına çıkartmak isterseniz yapabileceğiniz iki şey vardır. Ya
diyafram değerini artırırsınız (yani açıklığı büyütürsünüz) ya da perde hızını
yarıya indirirsiniz. Birincisini yaparsanız, f1.4 - 1/100 sonucunu bulursunuz.
ikincisini yaparsanız f2 - 1/50 sonucunu bulursunuz. İşte sensörün maruz kaldığı
ışık miktarını iki katına çıkartmaya "EV yi 1 stop artırma" denir. Tersi durumda
da ışık miktarını yarıya düşürmeye de "EV yi 1 stop düşürme" denir. Bu terimler
fotoğrafçılıkta çokça duyacağınız terimlerdir. Ayrıca makinalarınızın üzerindeki
"EV Compensation" ayarın anlaşılmasında da çok büyük fayda sağlayacaklardır.
Devam Edecek..
|